Dini Sözlük - ----- WWW.TAVUS.BLOGCU.COM ----- - Blogcu



----- WWW.TAVUS.BLOGCU.COM -----

Dini Sözlük

Kategori: Dini Sozluk
Dini Sözlük



Dini Terimler Sözlüğü

Dini Terimler


Dini Kısa Terimler

19:40 - 24/12/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Dini Terimler Sözlüğü

Kategori: Dini Sozluk






19:38 - 24/12/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Dini Terimler

Kategori: Dini Sozluk

Dini Terimler



Abd: Kul, çoğulu: İbâd; köle, çoğulu: Abîd.

Âdâb-ı muaşeret: Başkalarıyla hoş geçinme usûlü, başkalarına karşı terbiyeli ve nezaketli davranma edebi.

Adalet: Doğruluk, doğru olmak anlamına gelen bu kelime hadîs terimi olarak; «Râvînin din işlerinde tam istikamet sahibi olması, fısk ve fücurdan uzak bulunması» dır.

Adet: Teamül, herkesçe iyi olarak kabul edilen ve daima halk arasında tek­rarlanan umumî davranışlar.

Adi: Bak. Adalet.

Âhâd haber: Bak. Haber-i âhâd.

Ahâd hadîs: Bak. Haber-i âhâd.

Ahd: Devir, emir, and, söz verme. Allah´a karşı verilen söz. Sözleşme.

Akâid : Bak. Akîde.

Akd: Bağlamak, düğümlemek; iki kişi veya iki taraf arasında olacak bir işin karşılıklı rıza ile kararlaştırılıp benimsenmesi : Bağıt.

Akide: İnanç inanılacak şey. Çoğulu : Akaîd.

Âkil: Akıllı, akılca ergin kimse, reşid.

Âkile: Âkıl´ın dişil´i, aklı başında ve akılca ergin kadın. Cinayetle ilgili bir´ terim olarak âkile: Kasıtsız olarak bîrini öldüren kimsenin ödeye­ceği diyeti vermekle mükellef olan akrabası veya meslektaşları.

Akit (Akid) : Bak. Akd.

Alevîler: Hz. Ali evlâtları, Hz. Alî soyundan olanlar. Hz. Ali ile Muaviye arasında meydana gelen ihtilâf konusunda Hz. Ali´nin tarafını tu­tanlar.

Avl: Fazlalaşmak demek olup Feraiz´de: Miras, vârisler arasında taksim edilirken hisselerin toplamı meselenin mahreç (ortak payda) inden fazla olmasına denir.

Ayn : Dış âlemde varolan maddî ve gayrişahsî şey, muayyen ve müşahhas nesne. Deyn (borç) karşılığı olarak kulandan bu terim hukuk´ta: Muayyen ve müşahhas eşyaya denir. Ev, at ve benzerî gibi.

Azimet: Kesin karar ve niyet. Fıkıh terimi olarak: Kulların özürleri göz-önüne alınmaksızın üzerlerine önce farz kılınan fiil.

Âmm : Genel, umumî, şümullü. Bir cinsten olan birçok fertlere delâlet eden söz.

Ansâr: Peygamber (S.A.V.)´e yardım edip İslâm´ın kuvvetlenerek yayılma­sında büyük hizmeti olan Medîneli ilk müslümanlar.

Arş: Tavan, çardak, taht, şeref ve saltanat. Allah´ın arşı (Arşullah), be­şer aklının kavrayamıyacağı bir mahiyettir veya (bir yoruma gö­re) Allah´ın varlıklar üzerindeki hükümranlığı.

Asi: Kök, delil, nass, metod. Çoğulu: Usûl.

Asıl : Bak. Asi.

Atâ : Armağan, hediye, ihsan.

Bâğî: Âsî, meşru devlet reisine karşı ayaklanan.

Bağy : İsyan, meşru devlet reisine karşı ayaklanma.

Bâtın : Görünmeyen, bir şeyin iç yüzü.

Bâtınî: Bir şeyin içyüzüne âit, dıştan görünmeyen. Âyet ve hadîslerin bir iç, bir dış mânâsı olduğunu ileri sürüp iç mânalarına bağlanan mezhebe mensup kimse.

Bedâ´: Açığa çıkmak; bâzı sapık şiîlere göre, Allah´ın ilmi değiştiği için iradesinin de değişmesi.

Bedihiler: Açık seçik bilgiler, doğuştan varolan gerçek bilgiler.

Bedîhîyyât: Bak. Bedîhîler.

Berâet-i asliyye : Bir şeyde asıl olan, o şeyin herhangi bir hükümden va­reste olması prensibi. Buna göre eşya veya bir fiilin haram ya da helâl kılınışı, belli bir nassa dayanmak mecburiyetindedir.

Beytu´l-mal: (Eskiden) İslâm Devletinin maliye hazinesi, (sonraları) ve­resesi bilinmeyen veya vârisleri başında bulunmayan ölülere ait malların muhafaza edildiği sandık ve bunun idaresi.

Beyyine: Kuvvetli delil, tanık, senet, hüccet.

Bîat: Birisinin hâkimiyyet veya hilâfetini kâbûl ve tasdik etme. Islâmda bu, musafaha şeklinde yapılırdı.

Bid´at: Yeni, sonradan çıkmış şey. Peygamber (S.A.V.)´in zamanından sonra meydana gelen ve dinî bir mahiyet kazanan şey.

Câferîler: Hz. Ali´nin Hz. Hüseyn neslinden gelen torunu İmam Ca´fer-i Sâdık´ımezheb İmamı tanıyan şiîler; bunlara «isnâ-aşeriyye» ve «imâmiyye» de denilir.

Câriye: Kadın köle, dişi kul. Bu kelime kız, hizmetçi anlamlarına da kul­lanılır.

Cârûdiyye: Zeydiyye mezhebinin bir kolu olup Ebû Cârud b. Ziyad tara­fından kurulmuştur.

Cebr: Zorlama. Kulun fiillerinde hiçbir irade ve hürriyete sahip olmayışı inancı.

Cebriyye: Cebr´i benimseyen fırka mensupları.

Cedel: Bir kavram veya meseleyi zıddıyla birlikte düşünüp tartışarak gerçeğe ulaşma metodu: Diyalektik.

Cefr: Kemikleri irileşmiş ve sertleşmiş kuzu ve oğlak, deri. Daha sonra harflerden rakam ve işaretler çıkarmak suretiyle gelecek olayları haber verme işi (!) olarak ileri sürülmüştür.

Cifr (Cifir) : Bak. Cefr.

Cihat (Cihad) : Mücâdele, savaş; Allah yolunda yapılan savaş: Kutsal sa­vaş.

Cizye: Vergi, haraç; gayrimüslim vatandaşlardan alınan baş vergisi.

Cumhûr-ı fukahâ : Fakîhlerin büyük çoğunluğu.

Dâî: Davetçi, propagandacı. Çoğulu: Düat.

Dehriler: Dünyada olup biten her şeyi tabiata maleden ve zamanının ka­dim (ezelî) olduğuna inanan ve âhireti tanımayan kimselerdir.

Delâlet: Yol gösterme, işaret; sözün, kullanılmış olduğu asıl mânâyı göstermesi.

Delâletü´n-nass: Bak. Mefhum-ı muvafakat.

Delil: Kılavuz, rehber. Nass ve hüccet. Zahirîlere göre delit, bir nevi kı­yas olup fıkhî istidlal vasıtasıdır.

Deyn: Borç, alacak.

Dirayet: Zekâ, bilgi, tecrübe, iktidar.

Dîvan: (Eskiden) ordu mensuplarıyla ve sair maaşlı kimselerin isim, va­zife ve tahsîsatları yazılı bulunan defter ve bu işe bakan memur­ların çalıştığı yer.-Resmî daire. Padişahın huzuru. Şiir kitabı. Bu­günkü Türkçede: Yeni tarzda sedir.

Ecr: Ücret, mükâfat, kira, bedel.

Ecr-i misil: Bir şey için bilirkişilerce benzeri gözönüne alınarak takdir olu­nan ücret.

Ehl-i hadîs: Hadîs bilgini. Fıkıhta hadîs taraftarları, fıkhî meseleleri daha çok hadislere dayanarak inceleyen ve çözümleyen fakîhler.

Ehl-i re´y: Fıkıhta re´y taraftarları, fıkhî meseleleri daha çok ictihad ve kıyasa dayanarak açıklayanlar.

Ekol: Okul, bir ilim veya sanat dalında özel ve belirli tarz, çığır: Medre-re, mektep, mezhep.

Eman: Güven, af, müsaade; yazılı olarak birine verilmiş olan güvenlik müsaadesi.

Emr-î bil-ma´ruf: İyiliği emir ve tavsiye etme.

Emir (Emr) : Bir işin kesin olarak yapılmasını isteme. Çoğulu: Evâmlr. İş. Ernîr: Hükümdar, prens. Çoğulu: Ümerâ´. Eser: Haber, bilgi, hadîs, iz, eser. Esir: Tutsak, kul, köle; harbde düşman eline düşen kimse. Ahd ve eman ile himaye altına alınmamış olan ve savaşta müslümanın eline düşen gayrimüslim.

Fâcir: Günahkâr, sapık.

Fahvây-î kelâm : Sözün gelişinden anlaşılan mâna. Terim olarak, sözün
ihtiva ettiği mânaya uygun düşen hüküm. Fakîh : Bilgin, İslâm hukukçusu. Çoğulu: Fukahâ´. Farz: Dince emredildiği Kur´an-ı Kerîm´de mevcut olan kesin bir delil ile bilinen ve yapılması gereken şey.

Fasit (Fâsid) : Bozuk olan, muteber olmayan, geçersiz.

Fâsid örf: Nassa aykırı düşen örf. Fâsık: Doğru yoldan sapmış, günahkâr.

Fer´: Aslın karşılığı olup dalbudak manasınadır. Hüküm ve mesele. Ço­ğulu: Furû´.

Fer´î fıkıh: Usûl-i fıkıh karşılığı olup fıkhın ana hükümlerinin tatbik edil­diği meselelerle uğraşan fıkıh dalı.

Fesat (Fesad) : Bozukluk, zarar, kötülük.

Fesh: Bozma, bir şeyin hükmünü kaldırma, iptal etme. Fetva: Dînî meselenin hükmünü bildiren cevap. Çoğulu: Fetâvâ.

Fey´: Asıl mânâsı gölge veya gölgelik olup ganimet, cizye ve haraç an­lamlarında kullanılır. Fıkhî: Fıkha ait, İslâm hukuku ile ilgili.

Fıkıh (Fıkh) : Bilme, anlama söz veya işin gayesini iyice kavrayacak şekil­de derin ve ince anlayış. Terim olarak: Tafsîlî (ayrı ayrı) delille­rine dayanarak amelî olan şer´î hükümleri çıkarma, diye tarif edi­lebilir. Dar manâsıyla; İslâm hukuku.

Fidye: Esir veya bir kimsenin kendisini kurtarması için verdiği mal.

Firâset: Derhal anlama, ileriyi kavrama; bir nevi sezgi.

Fitne: İmtihan, mihnet, din yüzünden yapılan baskı ve işkence; karışıklık,fesat.

Fukahâ: Bak. Fakîh. Furû´: Usûl karşılığı olup fer´î fıkıh meseleleri.

Galip zan: Büyük bir ihtimal, kuvvetle tahmin etme.

Ganimet: Harbde düşmandan alınan mal ve benzeri şeyler. Ele her za­man geçmeyen şey.

Garlb : Yabancı, kimsesiz, tuhaf. Hadîs terimi olarak: Hangi tabakadan olursa olsun, bir râvînin tek başına rivayet ettiği haber veya hadîs.

Gayrimenkul: Taşınmaz mal.

Gayrimüslim: Müslüman olmayan kimse.

Gulât-ı şîa: Şiîlerden son derecede sapıtmış olanlar, sapık şiîler.

Haber: Hadîs, rivayet, haber.

Haber-i âhâd : Meşhur hadîslerin şartlarını haiz olmayan hadîs veya ha­ber. Bâzılarına göre; Tevatür derecesine ulaşmamış olan haber veya hadîs.

Haber-i vâhid: Bak. Haber-i âhâd.

Hâcib : Perdedar, saray nâzın.

Haciyyat: Zarurî ve hayatî şeyler.

Hacr: Delilik, çocukluk ve benzeri diğer sebeplerden ötürü kişinin akid ve sözleşme gibi kavlî tasarruflarından mahrum edilmesi.

Hafî: Gizli, kapalı.

Hal´: Söküp çıkarma, padişah ve benzerini tahtından indirme veya vazife­sine son verme.

Halîfe: Vekil: Hz. Peygamber (S.A.V.)´in vekili sıfatıyla ümmetin din ve dünya işlerinin yönetimini üzerine alan kimse.

Hakem : İki kişi veya iki tarafın karşılıklı rızaiarıyia hâkim olarak, yâni aralarındaki ihtilaflı meseleyi bir karara bağlamak için kabul ve tâyin ettikleri kişi.

Hâkim: Hüküm verme durumund olan, kadı; hükümdar. Hânkâh : Bir çeşit tekke olup burada hem dervişlerin yatıp kalkacakları odalar, hem de ibadethane, hamam ve mutfak gibi yerler bulunur.

Haram : Dince kesin bir delil ile yasak edilen şey. Hasen: İyi, güzel. Hadîs terimi olarak: Diğer bakımlardan aynı şartlan haiz olduğu halde, zabt yönünden sahîh hadîs râvîlerlnin derecesi­ne ulaşamıyan kimselerin rivayet ettikleri hadîs´e denir.

Hâss: Özel, hususî; özel bir hüküm ifade eden nass. Tek şeye delâlet eden söz.

Havale: Bir şeyi başka birinin uhdesine bırakma. Bir meblâğın ödenmesi­ni üçüncü bir şahsa çevirme.

Hayz: Kadının ayhali.

Hazf: Çıkarıp atma, yazı veya sözün bir kısmını silme, yok etme.

Hibe: Bağış; bir malı karşılıksız olarak başkasına temlik etme, verme. Ba­ğışlama.

Hikmet: Sebep, gizli sebep, sır, felsefe.

Hilâfet: Halifelik, halîfe olma.

Hulefâ-i Râşidin : Hz. Peygamber´den sonra halifelik makamına gelen dört halife: Ebû Bekr, Ömer, Osman ve Ali (R.A.).

Hulul: Bir yere gelip inme, nüfuz etme, içine girme.

Huruç : Dışarı çıkma, çıkış, isyan, ayaklanma.

Hüccet: Delil, vesika, ilâm. ;

Hüküm (Hükm) : Hâkimlik, hükümet etme, karar; bir dâvayı dinleyip iyi­ce inceledikten sonra halletmek için verilen karar; yargı, emir, icap. Bir mesele hakkında yeteri kadar gerekli incelemeyi yaptıktan sonra varılan netice. Çoğulu: Ahkâm.

İbahat: Bir şeyin dince yapılması veya yapılfna.ması serbest olma, kişinin yapıp yapmamakta muhayyer bırakılması.

İbahat-ı asliyye: Her şeyde aslolan mubah olma prensibi.

İema´: Fikir birliği; bir asırdaki İslâm bilginlerinin herhangi bir mesele üzerinde ietihad veya delile dayanarak varmış oldukları görüş bir­liği.

İetihad: Cehdetme, çabalama, bir şeye nüfuz etmek veya bir işin kemâl noktasına ulaşmak için gayret sarfetme. Usûl-i Fıkıh terimi ola­rak: Fakîhin, tafsîlî delillere dayanarak amelî hükümleri çıkarmak için bütün gücünü harcaması ve ortaya bir hüküm koymasıdır.

İftâ´: Fetva verme.

İhtiyar: Seçme, tercihte bulunma, irade.

İkrah: Zorlama, zorla bir şey yaptırma.

İkrar: Kabul etme, itiraf etme, benimseme.

İktâ´: Kestirmek, haptetmek, bir şeyin kesimine uygun düşmek. İslâm memleketlerinde devlet reisinin hazîne arazisinden bir kısmını belirli şahıslara vermesi; bu yolla verilmiş olan arazi, çoğulu : İktâât. ´

İllet: Sebep, bir hükmün gerekçesi.

İlm-i Kelâm: Kelâm ilmi. İlk olarak Allah´ın Kelâm sıfatı üzerinde, yapılan münakaşalarla meydana çıktığı için bu isimle meşhur olmuştur. Konu ve gayesi itibariyle iki türlü tarif edilmektedir: 1 ? Allah´ın zât ve sıfatından, başlangıç ve sonucu itibariyle kâinatın durum­larından İslâm´a göre bahseden bir ilimdir. 2 ? Hüccetleri ser-detmek, şüpheleri kaldırmak ve dinî akideleri isbat etmek için tam bir güce sahip olmayı sağlayan bir ilimdir: Teoloji.

İlmu´n-Nefs: Bugünkü Arapçada psikolo)i anlamında kullanılan bu sözü İbni Hazm, kişide doğuştan varolan bilgi mânasında kulanmakta-dır.

İmam : Önder, başkan halîfe, İmam. Çoğulu: Eimme.

İmamet: İmamlık, hilâfet. .

İmlâ´: Yazdırma, birine bir şeyi söyleyip aynen yazmasını sağlama, dikte etme.

İnkitâ´: Kesilme, kesiklik; hadîs´de: Râvîlerden birinin zikredilmemesi.

İsmet: Masumluk, günah işlemekten uzak oluş, günaha karşı korunmuş olma; iffet.

İsnad: Asıl mânâsı bir şeyi başka bir şeye dayandırmak veya yüklemek­tir. Hadîs terimi olarak: Hadîsin metnini rivayet ederken kimler vasıtasıyla "rivayet edildiğini belirterek kaynağına kadar ulaştır­maktır. Sened anlamında da kullanılır.

İstılah : Herhangi bîr ilim ve sanata ait olan özel tâbir : Terim.

İstidlal: Delil getirme, delil olarak kullanma, akıl yürütme, isbat.

İstiftâ´: Fetva sorma, bir meselenin dînî hükmünü öğrenmek için yetkili şahsa başvurma.

İstihsan: Bir şeyi güzel ve iyi görme; fıkıh terimi olarak: Zahir kıyasın hükmünü bırakıp illetindeki tesiri gözönüne alarak daha kuvvetli olan gizli (hafî) kıyası kabul etme prensibi.

İstikra´: Cüz´î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme ulaşma metodu, endüksiyon, tümevarım.

îstinbat: Delillere dayanarak veya zımnen anlayarak bir meselenin hükmü­nü ortaya koyma, hüküm çıkarma.

İstishab: Birlikte bulunma, sahip çıkma, arkadaş olma; fıkıh´da: Mâzîde sabit bir hükmün, bunu değiştiren bir delil bulununcaya dek de­vam etmesidir.

İstislâh : Barışmak, sulh olmak. Terim olarak: Masâlih-i mürsele delilini benimseyip kullanmaktır.

İstiva´; Doğrulma, dikelme, birbirine eşit olma, olgunluk çağına erişme, istilâ etme, Allah´a isnat edilince hükümran olma anlamına gelir.

İ´tizâl: Ayrılmak, vazgeçmek; mu´tezilî fikirleri benimsemek.

Kadî: (Eskiden) hâkim. Çoğulu: Kudât.

Kadim : Ezelî, başlangıcı olmayan.

Kasem: Yemin, and.

Kavil (Kavi) : Söz, görüş, kanaat. Çoğulu: Akvâl.

Kazâ: Yargı, yargılama, hüküm.

Kazâî hüküm: Mahkemece verilen hüküm veya karar.

Kaziyye : Mesele, hüküm, karar, önerme.

Kebîre: Büyük günah. Çoğulu: Kebâİr.

Kefalet: Kefil olma.

Keffaret: Bir günahı Allah´a affettirmek için verilen sadaka veya tutulan oruç vb.

Kefil: Birinin borcunu vermeyi veya herhangi bir taahhüdünü üzerine al­mayı kabul eden kimse.

Kelâm : Asıl mânâsı yaralamak olup sonradan söz anlamında kullanılmış­tır. Allah´ın konuşma veya söyleme sıfatı.

Kelâm İlmi: Bak. İlm-i Kelâm.

Kıyas : Hüküm bakımından hakkında nass bulunan bir meselenin hükmü­nü, bu hükme esas teşkil eden aralarındaki ortak bir illet sebe­biyle hakkında nass bulunmayan meseleye uygulamaktır.

Köle: (Eskiden) savaşta esir düşerek veya başka sebeplerden hürriyeti­ni yitiren ve mal gibi alınıp satılabilen erkek, kul. Kubh: Kötülük, çirkinlik.

Kurbiyyet: Yakınlık, yakın olma.

Kuru´: Kur´ veya kar´ kelimesinin çoğulu olup vakit anlamındadır. Kur´an-ı Kerîm´de geçen bu kelimeye bâzı müctehidler: Kadın´ın ayhâli, bâzıları da iki ayhâli arasındaki temizlik müddeti, demişlerdir.

Küfr: Allah´a inanmama. Allah´a yakışmayacak sıfatlar verme, Allah´ın emirlerini tanımama; dinsizlik, müşriklik. (Örtmek anlamına ge­len bu kelime, Türkçe´de sövmek mânâsına da kullanılmakatdır.)

Küfüv: Denk, aynı durumda, benzeri şey.

Kürsü (Kürsî) : Taht, sandalye, iskemle, ilim. Kur´ân-ı Kerîm´de geçen «kürsî» sözünün mânası üzerinde ihtilâf edilmiştir. Kimi «Arş», kimi «Arşın yanında ayrı bir makam», kimi «Ism-i A´zam», .kimisi de «Allah´ın mülkü, saltanat ve kudreti, demiştir.

La edrî: Bilmiyorum.

La havle: Her türlü güç ve kuvvet Yüce Allah iledir.

Mahsûs: (Hiss´den) duyulur, duyulan, duygu organları vasıtasıyla bilinen.

Ma´lûfe: Daha çok içerde beslenen ve yazıda yabanda yılın az bir kısmın­da otlayan deve vb. hayvan.

Mantuk: Söylenmiş veya telâffuz edilmiş söz. Terim olarak: Söylenmiş
olan sözün, sözlük sahasında delâlet ettiği asıl mânâ.

Masânh-i Mürsele: Hakkında müsbet veya menfî bir nass bulunmayan maslahatlar, kamu yararlan veya kişisel çıkarlar.

Ma´siyet: Günah, isyan.

Masâlih : Bak. Maslahat.

Maslahat: fyilik yolu, yarar, menfaat iş.

Masâlih. Ma´sum: Kusur ve günahtan korunmuş kimse. Ma´tûh: Bunak, kendisi için İyi veya kötü olanı ayırdedemiyen kişi.

Mecaz: Hakîkî mânâsında kullanılmayıp bir benzerlik veya ilgiden dolayı başka bir anlamda kulanılan söz.

Meclis: Toplantı, toplantı yeri, ders halkası. Çoğulu: Mecâlis. Medîn: Borçlu kimse.

Medlul: Mânâ, anlam, işaret edilmiş olan.

Medrese: Okul, ders okutulan yer; çığır, ekol, mektep. Çoğulu: Medâris. Mefhûm: Anlam, kavram. Usûl-i fıkıh´da: Sözün, sözlük sahasındaki asıl mânasının dışında ifade ettiği anlam. Mefhum iki kısma ayrılır: 1 ? Mefhûm-i Muvafakat: Bu, mantuk olmayan ve hüküm bakımın­dan mantuk olan mânâya uygun düşen anlam. Buna fehvây-ı ke­lâm da denir. 2 ? Mefhûm-i Muhalefet: Bu da, mantuk olmayan ve hüküm bakımından mantuk olan mânâya aykırı düşen anlam. Mefhûm-i Muhalefet: Bak. Mefhum.

Mefhûm-i Muvafakat: Bak. Mefhum.

Mefseset: Zararlı, kötü, fesat, yaramaz ve kötülüğe vâsıta olan şey. Mehir (Mehr) : İslâm hukukuna göre nikahlanma sırasında koca tarafın­dan kadına verilmesi gereken akçe: Nikâh bedeli.

Mekruh: Şer´an kesin bir şekilde haram edilmeyen, bununla beraber ya­pılması hoş görülmeyen şey. Diğer bir tarife göre: İslâm Dînin­de haram derecesinde şiddetli olmayan yasak.

Mendûb: Dince yapılması istenen, yapıldığı takdirde mükâfatı olan ve ya­pılmadığı takdirde cezası olmayan şey. Buna «Sünnet», «Müste-hab- veya «nafile» de denir.

Menkûl: Nakledilen ıakledilegelen, rivayete dayanan. Taşınır mal." Mensûh: Nesh edilmiş, hükmü kaldırılmış olan. ,

Meşhur: Herkesçe bilinen, şöhreti olan. Hadîs terimi olarak: En az üç yol­dan rivayet edilen ve mütevâtir derecesine ulaşamıyan hadîstir.

Mevâli: Mevlâ kelimesinin çoğulu olup azatlı köleler demektir. Arap aslı olmayan müslümanlara da «mevâlî» denildiği vâkidir.

Mevlâ: Sahip, efendi; azad edilmiş köle, azatlı. Allah´ın isimlerinden biri.

Mevzii´: Konu, konmuş. Usûl-i hadîsde: Uydurma hadîs´e denir.

Mihnet: İşkence, baskı, eziyet. Muhaddis : Hadtsçi, hadîs bilgini, hadîs râvîsi.

Muhafriç: Tahriç yapan fakîh veya muhaddis.

Muhkem : Sağlam. Terim olarak; söylendiği mânâya açıkça delâlet eden,
tevil veya tahsis kabul etmeyen söz. 

Muhkemât. Muhsan : Evlenmiş ve hür müslüman, iffetli kimse.

Mukaddime: Öncül, kıyasta neticeye ulaştıran önerme (kaziyye) lerden
herbiri. Giriş, önsöz. Çoğulu: Mukaddimat.

Mukallid: Başkasına uyan, başkasını taklit eden.

Munkatıl: Kesik, kesilmiş. Hadîs terimi olarak: İsnadında bir râvisi düşen veya müphem bir râvî zikredilen hadîs´e denir. Murabaha: Malı muayyen bir kârla satma,,kazanç sağlama .(Türkçemizde tefeci anlamına gelen murabahacı sözü ile karıştırılmamalıdır.)

Mut´a Nikâhı: Bir kadın ile belirli bir süre içerisinde, bu kadına muayyen bir ücret vermek suretiyle karı koca hayatı yaşamk için akdedilen muvakkat nikâh.

Muttasıl: Bitişik, aralıksız. Usul-i hadfs´de; İsnad bakımından Peygamber
(S.A.V.)´e ulaşan hadîs´dir.

Mubah: Yapılması veya yapılmaması dince serbest bırakılmış olan şey.

Mücmel: Mânâsı anlaşılamıyacak derecede kapalı ve îzâha muhtaç söz, kısa ifade.

Müctehtid: Âyet ve hadîslerden hüküm çıkarma ve yeni meseleleri hallet­me kudretine sahib olan bilgin.

Müeddib: İlim ve edeb öğreten, terbiyeci. Bir çocuğun hem eğitimine, hem de öğretimine memur edilen özel öğretmen.

Müftî: Dînî meselelerin hükmünü açıklayan bilgin.

Mükâtebe : Belirli bir miktarda para kazanıp ödemesi şartıyla köleyf azâdetme akdi.

Münasip Vasıf: İslâmî emir ve nehiylerdeki hikmet ve maslahatı anlat­mak için kullanılan bu terim, bir kısım Hanbelîlerce kıyastaki illet karşılığındadır. Buna hikmet de denir.

Münferid: Tek, tek tük, pek az, şaz.

Mürsel: Kayıtsız, başıboş. Mürsel hadîs: Tabiînin sahâbîyi atlayarak Pey­gamber (S.A.V.) ´den rivayet ettiği hadîs.

Mürted: İslâm´dan dönen, dînini değiştiren.

Müsâkaat: Ağaç birinden, emek ve bakım diğerinden olmak ve meyve aralarında taksim edilmek üzere yapılan ortakçılık.

Müsteftî: Fetva soran kimse.

Mütekellîm : Konuşan veya söyleyen anlamına gelen bu söz, ilm-i kelâm bil­gini demektir.

Müteşâbih: Birbirine benzeyen. Usûl-i fıkha göre, Kur´ân-ı Ker´îm ve ha-dîs-i şerifte geçen ve ne kasdedildiği kesin olarak bilinemeyen söz. Çoğulu: Müteşâbihât.

Mütevâtir: Yalan üzerinde toptan birleşmeleri aklen imkânsız olan bir top­luluğun, aynı şekilde başka bir topluluktan rivayet etmiş olduğu haber veya hadîs.

Mütevelli: Vakıf işlerini yönetmek için tâyin edilen kimse. Umumiyetle müteveilîye vakfın gelirinden belirli bir miktar tevliyet hakkı ve­rilir.

Müzâraa: Emek birinden, tarla diğerinden olmak üzere yapılan ortaklaşa ziraat.

Nafaka: Yaşayabilmek için gerekli olan akçe, zarurî ihtiyaç. Yetim, yaşlı ve yoksul kimselere veya boşanmış olduğu halde kocalarıyla he­nüz ilişkileri kesilmemiş olan kadınlar için tâyin edilen yiyecek, - giyecek, mesken ve benzen şeyler. Veya bunları karşılıyacak para.

Nafile: Farz ve vacip olmayan. Sünnet anlamına da kullanılır.

Nahiv (Nahv) : Arap Dili Grameri, cümle bilgisi.

Naib: Vekil, kadı vekili.

Nâkibu´l-Eşraf: Peygamber (S.A.V.) soyundan gelen kimse (şerif) lerin soy-kütük fşecere) (erinin bozulmamasını teminle görevli kişi; bu soydan gelen kimselerin işlerine bakmak için devletçe görevlen­dirilen zat.

Nakil (Nakl) : Herhangi bir şeyi bîr yerden başka bir yere götürme, taşı­ma, rivayet.

Nâkil: Nakleden, taşıyan, rivayet eden, râvî.

Nâsih : Nesh eden, bir şeyin hükmünü kaldıran.

Nass: Te´vil kabul etmeyecek bir şekilde bir hüküm ifade eden âyet veya hadîs; delil, açık ifade; metin. Çoğulu: Nusûs.

Nâtık: Konuşan, söyleyen.

Necaset: Pislik; Dince pis olan şey.

Nefs-i Levvâme: Kötülük işledikten sonra bunun fenalığını göstermek ve kınamak suretiyle vicdan azabı veren nefs.

Nehiy (Nehy) : Dince bir işin kesin olarak yapılmamasını isteme, yasak­lama.

Nesih (Nesh) : Değiştirme, hükmünü kaldırma. Şer´î bir hükmün tatbik­ten kaldırılmış olduğunu bildirme.

Nüzul: Aşağı inme, bir yere konaklama. Ayetlerin inişi.

Örf: Kanunla veya şeriatın emir ve nehiyleriyle sınırlanmamış olan ve bir memleketin halkınca iyi kabul edilen gelenek, teamül.

Râvî: Rivayet eden, haber getiren, hadîs nakleden.

Rehin (Rehn) : Bir hak karşılığında teminat olarak alıkonan herhangi bir mal: Tutu, ipotek.

Reşîd: Rüşde ermiş, aklı başında, ergin.

Re´y: Görüş, fikir beyan etme, içtihat, rey.

Rical: Kişi ve adam anlamına gelen (racül) sözünün çoğulu olup usÛl-I ha­dîste râvîler, hadîsin senedleri demektir.

Ruhsat: Kolaylık, müsaade, usûl-i fıkıhta, kulların özürlerine binaen ken­dilerine kolaylık olmak üzere, ikinci derecede meşru kılınan şey.

Rüşd: Akıl, erginlik; iyiyi kötüyü bilip ayirdetme. Doğru yoldan gitme.

Sabr-ı Cemil: Güzel sabır.

Sâdık: Doğru, gerçek, güvenilir, emin.

Sagîr: Küçük, çocuk.

Sahâbî: Fahr-I Âlem (S.A.V.) Efendimiz´! müslüman olarak görme ve ken­dileriyle sohbet etme şerefine eren ve islâm üzere ölen kimse. Çoğulu: Sahabe ve ashâb.

Sâhibü´s-Surta: Emniyet müdürü, emnivet âmiri.

Sahîh: Doğru, saölam. Hadîs terimi olarak; Adalet ve zat şartlarını haiz olan râvîlerln, Peygamber (S.A.V.)´e kadar uzanan bir isnadîa ri­vayet, ettikleri hadîs´e denir.

Sâime : Yılın çoâunu umumî otlaklarda yayılarak beslenen deve vb. hayvan.

Sâmit: Susan, konuşmayan, sükût eden,.

Saltanat Nâibl: Sultan vekili, genel vâlî.

Sarf: Harcama, çevirme, para bozdurma. Arap Dili Gramerinde<şekil bil­gisi.

Seddü´z-Zerâyl´: Kötülüğe sebep olan yolları kapatma, kötülüğe vâsıta olan şeyleri yasaklama.

Sefîh: Israfçı, malını yerli yersiz saçıp savuran.

Selef: Eski, geçmiş, önceki. Çoğulu: Eslâf.

Selef-i Salih: Dînin emir ve nehlylerine tam olarak uyan geçmiş kimse ve­ya kimseler.

Selefiyye: Selef mezhebinde olan kimseler; Allah´ın İsim ve sıfatlarını nass´larda varit olduğu gibi kabul eden ve bunları te´vi! cihetine gitmeyen müslümanlar. Sahâbî ve tabiîler böyle idiler.

Selem : Para peşin ve mal veresiye olmak üzere yapılan bir çeşit alım - sa­tım akdi.

Sened: Peygamber CS.A.V.) ´den rivayet edilen hadîs metninin takip ettiği yol râvîler silsilesi. Senet, vesika.

Sika: Güvenilir, emin, mevsuk kimse. Hadîs rivayetinde: Adalet ve zabt şartını haiz olan râvî. Çoğulu: Sikât.

Siyâset-i Şer´iyye: Şer´î cezaların tatbikinde şiddetli davranma. Diğer bir tarife göre; beşeriyyetin salâh ve intizamı için şer-i şenfin kabul ve iltizam ettiği bir kısım cezaî hükümlerdir. İslâm âmme huku­kunun bîr dalı.

Siyer: Sîret´in çoğulu olup gidişat ve insanın tuttuğu manevî yol demek­tir. Hz. Peygamber´in yaşayışı, savaşlanndaki tutumları, cihad ve savaş mânâlarında kullanılır.

Sükûtî fcmâ´: Herhangi bir asırda belli bir mesele hakkında ortaya atılan dînî bîr görüşü incelemeye kâfi gelecek bir müddet İçerisinde rhüctehidlerin sükût etmeleriyle hâsıl olan icmâ.

Sünnet: Peygamber (S.A.V.)´in söz, fiil ve takrirleri. Gelenek.

Şaz: Umûmî kaideye uymayan, kural dışı, münferit. Usûl-i hadîsde: Ada­let ve zapt şartlarını haiz olan bir râvînin, aynı vasfı haiz diğer râvîlerin rivayetlerine muhalif olarak rivayet ettiği hadîs.

Şehr-i Haram.: Zilka´de ayı. Bu ayda savaş haram kılınmıştır. Zilhicce, Mu­harrem ve Recep ayları da savaş haram olan aylardır. Bu aylrın dördüne birden «Eşhür Hurum» denir.

Şerî´at: Doğru yol, ilâhî kanun. Bîr kavim veya ümmetin idaresi için ilâhî emir ve nehiylere dayanan kanun: Hukuk.

Şîa: Taraflar, yardımcı, fırka, şiîler. Hz. Ali ile Muaviye arasında meydana gelen İhtilafta Hz. Ali tarafını tutanlar.

Şirk: Allah´a ortak koşma.

Şürâ: Müzakere yeri, meclis, meşveret, istişare.

Şurtî: Polis, zabıta.

Tabii: Peygamber (S.A.V.)´in sahâbîleriyle görüşme imkânına ermiş olan ve sahâbîlerden hadîsi şerîf nakleden kimse. Çoğulu: Tabiîn, tabfûn.

Tahrîm : Haram kılma. Bir şeyin haram olduğunu bildirme.

Tahsis: Hususîleştirme, özelleştirme. Genel bir hüküm ifade eden bir sözü - belirli bir hükme mahsus kılma.

Tahric : Lûgatta çıkarmak manasınadır. Fıkıh ıstılahında: Müctehidlerin da­yandıkları nass´iara, kaide ve esaslara göre şer´î hükümleri açık­lama işi.

Takiyye: Korktuğu için fikrini gizli tutma, sır tutma, sakınma.

Talâk: Karıyı boşama, nikâhı fesh etme.

Takrir: İfade etme, belirtme, aynen kabul etme; ikrar.

Takarrub: Yaklaşma, bir şeye yakın olmak için çalışma Allah´a yakınlık kazanmak için ibâdet etme.

Ta´lil: Bir hükmün sebep ve illetlerini tesbit ederek ortaya çıkarma; kıyas.

Ta´n : Yerme, kötüleme, dil uzatma.

Tavaif-i Mülûk: Endülüs Emevî Devleti çöktükten sonra orada meydana çı­kan küçük emirler.

Tazmin: Sebep olduğu zarar ve ziyanı ödeme. Telef edilen mal ve benze­ri şeylerin kıymetini sahibine verme. Çoğulu: Tazminat.

Teba-i Tabiîn : Tabiîlerle görüşüp bunlardan hadîs-i şerîf nakleden kimseler.

Teberrî: Uzaklaşma, uzak durma. (Türkçede teberrâ şeklinde söylendiği zaman) Ehl-i Beyt´e zulm edenleri sevmeme ve böyleierinden uzaklaşma.

Tecsîm: Bir şeye vücut verme, cisim isnat etme, eismânîleştirme.

Tefsir: Açıklama, bir sözü îzah etme. Kur´ân-ı Kerîm´in sözlerini açıkla­ma ve te´vil etme: Yorum.

Tefviz: İşi başkasına bırakma. Her şeyi Allah´a havale etme ve O´ndan bilme.

Temlik: Bir malın mülkiyet hakkını başkasına verme, mülkiyeti nakil.

Temellük: Bir şeyi kendisine mal etme, mülkiyetine sahip çıkma.

Tenkîh: Ayıklama, bir eseri gözden geçirerek lüzumsuz ve yanlış kısım­larını çıkarma.

Tereke (Terike) : Ölen kimsenin bıraktığı, mal ve mülk gibi şeyler.

Terim: Bak. İstılah.

Teserrî: Cariyeyi odalık edinme, istîfraş.

Teşbîh : Benzetme, kıyas etme. İlm-i Kelâmda: Ailâh´ı, maddî ve canlı var­lıklara benzetme veya Allah´ı yaratıklara ait sıfatlarla vasıflandır­ma anlamında kullanılır.

Teşrî´: Yasama, kanun koyma.

Tevatür: Yalan üzere ittifakları aklen mümkün olmayan bir cemâatn riva­yeti.

Tevhid: Birleme, birleştirme. Allah´ın bir olduğunu söyleme. Lâ İlahe İl­lallah Allah´dan başka Tanrı yoktur, sözünü zikretme.

Te´vil: Bir sözü zahirî mânâsından başka bir mânâ ile açıklama, tefsir etme.

Tevliye: Ticarî bîr terim olarak: Malı alış fiatına satma demektir. Vakıf te­rimi olarak (tevliyet) da: Birini, vakıf işlerini idare etmek üzere görevlendirme.

Umre: İhram giymek suretiyle yılın herhangi bir mevsiminde Kâ´be´yi ta­vaf ve Safa ile Merve arasında yapılan Sa´y´den ibaret bir hab ibdeti.

Usûl: Bak: Asi.

Usûl-i Fıkıh: Fıkhın kökleri demek olup «Tafsîlî (ayrı ayrı) delillerine da­yanarak amelî olan şer´î hükümleri istinbat için başvurulan kaide­ler ilmi»dir. Modern bir deyişle ve yaklaşık olarak: İslâm hukuku metodolo)isi.

Ülü´I-Emr: Emir sahipleri, devlet reisi ve onun adına hükmeden vali, kadı
ve benzeri kimseler.

Ümmıtl-Veled: Efendisinden hâmile kalarak çocuk doğurmuş olan câriye.Böyle bir câriye, efendisinin ölümü ile hür olur.

Vâcib: Ekseri İslâm hukukçularına göre farz ile vacip aynı şeydir. Hanefîlere´ göre vâcib, delilinin kuvveti bakımından farza nisbetle ikinci derecede gelen dînî emir olup şöyle tarif edilebilir: Şer´an kat´î bir delil İle sabit olmamakla birlikte, yapılması kuvvetli bîr delil ile sabit olan şey.

Vadia: Bir malı alış fi atın dan aşağısına satma.

Va´d: Söz verme. Allah´ın kullarına va´detmiş olduğu mükâfat.

Vaîd: Korkutma, kötü bir şey va´detme; Kötülük işleyen kullarına Allah´ın va´detmîş olduğu ceza.

Vahdâniyyet; Birlik, Allah´ın birlik sıfatı.

Vahiy (Vahy) : İlham. Allah´ın emir ve nehiylerıni belli bir melek (Cebra­il) vasıtasıyla peygamberlerine bildirmesi veya ilham etmesi.

Vakıf (Vakf) : Hapsetme, alıkoyma. Bir ayn´ı, mülkiyeti Allah´a ve menfa­ati kullara ait olacak şekilde temlik ve temellükten alıkoyma. Vakfın gelirinin (gailesinin) kimlere veya nerelere sarfedlleceği umumiyetle vâkıf tarafından bir vakfiye ile kadı huzurunda tesbit (tescil) edilir.

Vâkıf: Bir malı vakıf yapan kimse.

Vasî: Bir kimsenin ölmeden önce, kendisi öldükten sonra yapılmasını is­tediği işleri yürütmek için tâyin ettiği şahıs. Yetimlere ve malla­rına bakan kimse.

Vasiyet: Bir kimsenin ölmeden önce, kendisi öldükten sonra yapılmasını istediği işleri birine bırakması.

Vecih (Vech) : Yüz, şekil, anlayış farkı, görüş.

Vedîa: Muhafaza edilmek üzere birine emanet bırakılan mal.

Velâ´: Dostluk, yakınlık, yardım. Efendisiyle azat ettiği köle veya câriye arasındaki ilişki. Ekseriyete göre, nesebi belli olmayan bir kimse ile başka bir şahıs arasında yapılan, genellikle yardımlaşma esa­sına dayanan özel bir akid şekli.

Velayet: Velî olma, velilik.

Velî: Sahip. Bir çocuk veya kadının, gerek ana-babası, gerek yakınakra-bası ve gerekse vasîsi olsun, işlerine bakan ve bunlardan sorum­lu olan kimse. Ermiş kişi. Çoğulu : Evliya.

Veraset: Vâris olma, mirasçı olma. Bir şey soydan İntikal etme, kalıtım.

Zabt: Bir râvînin, işitmiş olduğu hadîsi, herhangi bir değişikliğe uğrama­dan hafızasında tutması ve gerektiği zaman aynen tekrarlıyabil-mesi.

Zahir: Açık, ortada olan, görünen. Bir şeyin dış yüzü. Te´vil kabul eden söz. Sözün dış anlamı.

Zahirî: Dıştan görünen, zahirde olan. Âyet ve hadîslerin tevîllni kabul et­meyen ve zahirî mânâlarına bağlı kalan kimse.

Zaîf: Lûgatta arık, güçsüz demektir. Hadîs terimi olarak: Sahih ve hasen hadîsin" sıfatlarını haiz olmayan hadîs´e denir.

Zann-ı Galîb: Bak. Galip zan.

Zerâyi: Zerîa sözünün çoğulu olup vâsıta ve sebep demektir.

19:36 - 24/12/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Dini Kısa Terimler

Kategori: Dini Sozluk

Dini Kısa Terimler


âbid: ibadet eden.
acem: Arap olmayan.
acz: güçsüzlük.
adi: sıradan.
âdil: adaletli, hak sahibine hakkını veren.
âfiyet: esenlik, hastalık ve belanın olmaması durumu.
ahbab: yakın arkadaş.
âhiret: öbür dünya, ölümden sonra gidilecek yer.
ahirzaman: dünyanın son zamanları, kıyamet öncesi.
ahval: haller, durumlar.
akib: son gelen, sonuncu.
akîka: çocuk doğunca kesilen kurban.
akval: konuşmalar, sözler.
alamet: bellik, nişan.
aleyh: üzerine, zararına.
aleyhissalatü vesselam: dua ve selâm üzerine olsun.
allahümme ecirnî minennâr: Allahım beni ateşten kurtar.
allame: büyük bilgin.
amcazade: amca oğlu.
amel: iş, eylem, uygulama.
arabî: arapça.
arş: semanın en üstünde bulunan varlık.
arz: yer, yeryüzü.
arzetmek: sunmak.
asabiyet: ırkçılık, kavimcilik, milliyetçilik ve benzeri şeylere taraf olma duygusu.
asi: isyan eden, baş kaldıran.
asiye: isyan eden kadın.
avret: örtülmesi gereken organlar.
ayet: Kurânın her bir cümlesi.
ayetelkürsi: Kurândaki önemli bir âyet.
aynen: tıpkı.
ayniyet: aynılık.
aza: organ.
azab: azap, işkence.
azamet: büyüklük.
azami: en fazla, maksimum.
azat: bırakma, salıverme.
azık: yolcu için hazırlanan yemek.
azim: kararlılık.
azîz: izzetli, kuvvetli, yenilmez.
baht: talih.
baki: sürekli, devamlı.
bedel: karşılık.
bedevi: çöl adamı, kaba adam.
belagat: sözü muhataba göre ve güzel söyleme sanatı.
bengisu: içilince kişiyi ölümsüz kılacağına inanılan su, iksir.
beraat: arınma, kurtulma.
bereket: bolluk.
biat: itaat etmeyi kabullenme ve bunu bildirme.
bidat: sonradan uydurulan ve sünnete aykırı olan yenilik.
buğz: düşmanlık, sevmeme.
cahil: bilgisiz, ham.
cahiliyet: islâm öncesindeki karanlık dönem.
cariye: dişi köle.
cebrail: vahiy getiren büyük melek.
cefa: sıkıntı, darlık, üzücü durum.
cehalet: bilgisizlik, hamlık.
cehd: çalışmada isteklilik, kararlılık.
cehl: cehalet, bilgisizlik, hamlık.
celâl: büyüklük ve ululuk.
cemaat: topluluk, topluca namaz kılanlar.
cemâl: güzellik.
cemîle: cemîl kelimesinin dişil söylenişi, güzel.
cenaze: ölü, ruhsuz beden.
cerh: yaralama.
cihad: kutsal savaş.
cinayet: adam öldürme, büyük günah işleme.
cünüplük: kişinin eşiyle cinsel ilişkisinden sonraki durumu.
dair: ilgili.
deccal: kıyametten önce ortaya çıkarak yandaşlarıyla birlikte dini yıkmaya çalışan azgın kimse.
def: bir tür vurmalı saz.
delil: kanıt, öncü.
derc: içine koyma, girdirme.
dinar: bir tür para.
dirhem: üç gram ağırlık, hadîste mal anlamında kullanılıyor.
düstur: ilke.
ebed: sonsuz gelecek zaman.
ebediyet: sonsuzluk.
ebû: babası.
ebul Kasım: Kasımın babası.
ecel: ölüm zamanı.
edeb: terbiye, görgü, güzel davranış.
ehl: ehil, usta, sahip, yakın.
ehlibeyt: Peygamberimizin soyundan olan.
ehlikitap: ilahi kitaplardan birine inanan.
emanet: sonra alınmak üzere verilen şey.
emin: güvenilir, güvenli.
emîr: bey, başkan.
ensar: Medineli sahabiler.
etvar: tavırlar, davranışlar.
evvel: önce, ilk, başlangıç.
eza: üzme, incitme.
ezel: öncesizlik.
eziyet: büyük sıkıntı, incinme.
faiz: paranın haram olan kârı.
fakîh: anlayıcı, kavrayıcı, islâm hukuku bilgini.
fani: geçici.
Farisiler: iranlılar.
farz: mutlaka yapılması gereken.
fasık: günah işleyen.
Fatiha: Kurânın birinci sûresi.
fehim: anlayış.
felah: tam kurtuluş.
felaket: büyük zararlar veren olay.
ferah: geniş, iç açıcı, tasasız.
feth: açma, bir yeri ele geçirme.
fetva: bir meselenin dini hükmü.
feyiz: manevi gıda, bolluk, bereket.
fıkıh: ince anlayış, islâm hukuku.
fırka: parti, bölük.
fıtrat: yaradılış.
fitne: kargaşa, karışıklık, sınanma nedeni.
fitre: dileyenin verebileceği bir tür sadaka.
gafil: aymaz, habersiz, kul olduğunu hatırlamadan yaşayan.
Gafûr: günahları daima ve pek çok affeden.
garîb: garip, yabancı, yadırganan, kimsesiz.
gaybi: görünmeyenle ilgili.
gaye: erişilmek istenen sonuç.
gazâ: din uğruna savaş.
gazab: gazap, öfke, kızgınlık.
gurur: böbürlenme.
gusül: bedenin her yerini yıkamak biçimindeki temizlik.
habib: sevgili.
habis: pis, kötü, zararlı.
hacim: oylum.
hadîs: Peygamberimizin sözleri, davranışları ve görüp de engellemediği durumların tümüne verilen ad, haber anlamına da gelir.
hainlik: umulmadık biçimde kötülük etme.
hak: adalet, pay, doğruluk, emek, ücret, doğru.
hakaret: küçük görme, birini alçaltıcı biçimde davranma.
hâkim: hüküm veren, yargılayan, yargıç.
halife: öncekinin yerine geçen, Peygamberimizin yöneticilik anlamında vekili.
hamd: övgü ve şükür.
haram: ilahi yasak.
harb: harp, savaş.
harem: evin kadınlara özgü yeri.
harikulade: olağanüstü, görülmedik.
haset: kıskanma duygusu.
hassas: duygulu, duyarlı, titiz.
hassasiyet: duygululuk, duyarlılık, titizlik.
haşarat: böcekler.
haşir: ölümden sonra dirilip toplanma.
haşr: haşir, dirilip toplanma.
haviye: cehennemin bir bölümü.
havz: havuz.
haya: utanma duygusu.
hayır: iyilik.
haysiyet: değer, saygınlık.
Hayy: diri manasında bir ilahî isim.
hazer: dikkat.
hela: tuvalet.
helak: mahvolma, yıkılma, tehlikeye düşme.
helal: dince izin verilen şey.
hesap: dünyada yapıp ettiklerimizin sayılması.
heva: nefsin istekleri, boş arzular.
heves: gelip geçici istek.
hırs: aşırı düşkünlük, tutku.
hıyanet: hainlik, beklenmedik kötülük.
hicvetti: yerdi, sözle taşladı.
hicran: ayrılık.
hicret: göç, Peygamberimizin Mekkeden Medineye göçü.
hidayet: îman yolu.
hikmet: faydalı söz, güzel bilgi, gaye.
hilafet: halifelik.
hile: düzencilik, aldatma.
hilim: kızmama hali, olgunluk durumu.
hilm: hilim, kızmama hali, olgunluk.
hiza: sıra, seviye.
hudut: sınır.
husus: konu, özellik, iş.
huşû: sevgi ve saygı ve korkudan oluşan hâl.
hutbe: Cuma namazından önce camide imamın minberden yaptığı konuşma.
hüküm: yargı, karar, egemenlik.
hür: özgür.
hürmet: saygı.
hüzün: üzgünlük.
ibare: bir kısım yazı.
İbn: oğlu.
icabet: yanıtlama, karşılık verme.
idrar: sidik.
ifşa: gizli olanı açıp gösterme, yayma.
iftar: oruç açma.
iftira: karaçalma, birine asılsız suç yükleme.
ihlas: her işi Allah için yapmak.
ihlas kelimesi: Lâ ilâhe illallah sözü.
ihmal: savsaklama, boşlama.
ihram: hacda giyilen elbise.
ihsan: iyilik, güzelce verme, güzel davranış.
ihtilaf: anlaşmazlık, uyuşmazlık, ayrılık.
ihtisas: uzmanlık.
ikame: namazı zamanında ve mükemmel biçimde kılmak.
ilah: tanrı.
ilahi: tanrısal, Allah ile ilgili.
ilham: kalbe gelen mâna.
imamet: imamlık.
imtihan: sınav.
inşâd: şiir okuma.
intihab: seçip alma.
intikal: taşınma, geçme.
inziva: bir köşeye çekilme.
irade: seçme ve isteme yeteneği.
irşad: doğru yolu gösterme.
istiğfar: Allahtan af dilemek.
istikbal: gelecek zamanlar.
istişare: danışma.
itaat: söz dinleme, boyun eğme.
itina: özen.
izah: açıklama.
izzet: üstünlük, yenilmezlik
kamet: namazın farzından önce okunan ezan.
kanaat: kısmetine razı olma, kabullenme.
Kayyum: yarattıklarını varlık aleminde tutan Allah.
keffaret: dini suçun affı için dünyada çekilen ceza.
kefil: "O, borcunu ödemezse ben ödeyeceğim," diyen kişi.
kelepir: önemsiz mal.
kerem: iyilik, lütuf.
kısas: birine kötü bir iş yapanı aynısını ona yaparak cezalandırma, öldürene ölüm cezası verme.
kıyamet: evrenin ölümü, dünyanın sonu.
kıyas: karşılaştırma.
kibir: büyüklük taslama.
kin: gizli düşmanlık.
Kitâb: kitap, burada bazen Kurân mânasında kullanılıyor.
köle: savaş esiri, hizmetçi.
köşk: güzel ve büyük ev.
Kureyş: Peygamberimizin kabilesi.
küfr: küfür, inanmama.
küfür: imansızlık, inanmama.
külfet: yük, zahmet, zorluk.
lafız: anlamı kuşatan söz.
lâkin: ama, fakat, ancak.
lehine: onun yararına.
libas: giysi.
lisan: dil.
lohusa: doğum yapmış kadın.
lütf: lütuf, iyilik.
mağfiret: Allahın affı, bağışlaması.
mahlukat: yaratıklar.
makam: mertebe, yer.
maksad: maksat, istenen, amaç.
makul: akla uygun.
manastır: hıristiyanların ıssız yerlerdeki ibadet evleri.
maslahat: fayda.
mazlum: zulüm gören.
meâl: anlam.
meclis: topluca oturma yeri.
mecnun: deli.
medenî: kentli, kibar.
Mehdi: dünyanın son zamanlarında eserleri ve talebeleriyle îmana hizmet ederek yeryüzünü nurlandıran büyük ve nurânî âlim.
mekân: yer.
melik: mülkün sahibi, hükümdar.
menba: kaynak.
menetme: yasaklama.
mera: otlak.
mescid: secde edilen yer, küçük cami.
Mesih: olumlu anlamda isa aleyhisselamın bir ismi, olumsuz anlamda "silen ve bozan" demek olup islâm düşmanı deccalın bir adıdır.
mesihüddeccal: ahirzaman deccalı, din yıkıcı önder.
mesuliyet: sorumluluk.
meşguliyet: uğraş.
meta: ticaret malı.
metanet: dayanıklılık.
metin: dayanıklı, sarsılmaz.
mevki: makam, yer, mertebe.
meyil: eğilim.
meziyet: güzel özellik, nitelik.
minber: Cuma namazında imamın çıkıp konuştuğu yüksek yer.
Mîraç: Peygamberimizin semaya çıkma mucizesi.
miras: ölen kimsenin geride kalan malı.
misafir namazı: yolculukta dört rekatlık namazlar iki rekat kılınır ve buna misafir namazı denir.
misk: güzel bir koku.
misvak: aynı adla anılan bir ağaçtan koparılan ve diş temizlemek için kullanılan dal parçası.
mizac: huy, yaradılış.
mizan: terazi, tartı, ölçü, âhirette kulun amellerini tartacak terazi.
muamele: davranış, işlem.
mûcize: Peygamberlerin gösterdikleri ve insanların yapamadıkları harika şeyler.
muhabbet: sevgi.
muhakkak: kesin olarak.
muhannes: kadınsı erkek.
muhatab: muhatap, kendisine söz söylenen kimse.
muhterem: hürmete layık, saygı duyulan.
muhteva: içerik.
mukabil: karşılık.
mukaddes: kutsal.
murakabe: denetim.
musafaha: tokalaşma.
musallat: sataşan.
mutâ: geçici bir süre için kıyılan haram nikâh.
mutedil: ılımlı.
muvaffak olmak: başarmak.
mübarek: bereketli, hayırlı, uğurlu.
mücadele: çatışma, tartışma.
müezzin: ezan okuyan.
mühim: önemli.
mükellef: yükümlü.
mükemmel: tam, eksiksiz.
mümin: inanan, imanlı.
münafık: kendini inanan biri gibi gösteren imansız kimse.
münasebet: ilişki.
Müseyleme: peygamberlik iddia eden yalancı bir adam.
müslim: müslüman, islâmı kabul etmiş, teslim olmuş.
müstesna: başka, sıradışı, hâriç.
müşrik: Allaha ortak koşan kâfir, puta tapan, pagan.
müşteri: alıcı.
müteşabih: teşbihli, benzetme ve benzeri edebî sanatlarla bezeli olduğu için anlaşılması uzmanlık isteyen âyet ve hadîslerin özelliği.
müttaki: Allahtan korkup günahlardan sakınan kimse.
nafaka: evde harcanmak üzere verilen para.
nafile: zorunlu olmayan isteğe bağlı ibadet.
nakil: taşıma, hadîsi elden ele aktarma.
nasib: nasip, kısmet.
nasihat: öğüt.
nazar: göz değmesi, bakış.
nazariyat: teorik bilgiler.
nebi: peygamber.
necât: kurtuluş.
nefs: nefis, kendi, insanda maddi arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.
nehy: nehiy, yasaklama.
nevi: türlü.
nihayet: son olarak, sonunda.
nimet: rızık olarak verilen.
nispet: oran.
nuranî: nurlu, nur ile ilgili, nura ait.
nutfe: döl suyu.
nübüvvet: peygamberlik.
Rab: "terbiye eden" anlamında Allahın bir ismi.
radıyallahu anh: Allah ondan razı olsun!
radıyallahu anha: Allah o hanımdan razı olsun!
rahim: ana karnı.
râhip: hıristiyan din adamı.
rahm: rahim, ana karnı, soydan gelen akrabalık.
Rahîm: "merhamet eden" manasında ilahî isim.
Rahman: inanan ve inanmayanı ayırmadan Allahın tüm insanlara merhametini ifade eden ilahi ismi.
rahmet: merhamet.
râvi: hadis rivayet eden, Peygamberimizin sözlerini elden ele hadîs kitabı yazarlarına kadar getiren kişiler.
rehin: borcun karşılığı olarak alacaklıya bırakılan mal.
rekabet: yarış.
rekat: namazın her bir bölümü.
resûl: elçi, ilahî kitapla gelen peygamber.
rezil: utanmaz, alçak.
rıza: hoşnutluk, memnunluk.
rızk: rızık, Allahın ihsanı olan maddi ve manevi nimetler.
riya: ikiyüzlülük, gösterişçilik.
rükû: namazda eğilme hareketi.
rükünler: namazın temel bölümleri.
sabit: değişmez.
sadaka: zekât gibi zorunlu olmadan yapılan yardımlar.
sahabi: Peygamberimizin arkadaşı.
salât: namaz, dua.
salât ve selâm: Peygamberimize selâm vermek ve dua etmek.
salâvat: Peygamberimize edilen dualar.
salih: iyi halli, uygun, düzgün, dindar.
saliha: iyi halli, uygun, düzgün, dindar kadın.
sallallahu aleyhi ve sellem: dua ve selâm ona olsun!
sarfeden: harcayan.
secde: ibadet için alnını yere koyma hareketi, namazın önemli bir esası.
sefer: yolculuk, defa, kez, kere.
selamet: kurtuluş, güvende olma, esenlik.
sened: senet, güvenilir söz veya yazı.
serap: olmayıp da var gibi görünen.
sıddık: çok sadık, pek doğru.
sıhhat: sağlık.
Sırat: âhirette geçilmesi gereken köprü.
siyahî: kara derili.
siyer: Peygamberimizi anlatan kitap.
sûre: Kurânın yüzondört kısmından her biri.
sûret: şekil, biçim, görünüş.
sükût: susma hali.
sünnet: Peygamberimizin bütün kabulleri, redleri ve hâlleri, bize bıraktığı kutsal mirası, yolu.
sürûr: sevinç, neşe.
şâhit: tanık.
şalvar: bol pantolon.
şâyan: layık, uygun.
şefaat: günahımızın affı için Peygamberimizin aracılık etmesi.
şehadet: şehit olmak. şahitlik etmek.
şehadet kelimesi: Allahtan başka ilah olmadığını ve Muhammedin de onun kulu ve Resûlü olduğunu söyleme.
şehîd: şehit, Allah için ölen.
şer: kötü, kötülük.
şirk: Allaha ortak koşma.
şükr: şükür, elindeki nimetlerin Allahtan olduğunu bilip söylemek.
tâbi: boyun eğen, uyan.
tâbir: yorum.
tafsil: genişletme, detaylandırma.
tahmid: hamdetme, elhamdülillah demek.
tahsil etmek: almak, toplamak, ilim elde etmeye çalışmak.
tâkat: güç, kuvvet, mecâl.
takdir: kaderini belirlemek, değerini ifade etmek.
takva: Allahtan korkup günahlardan sakınma hâli.
talep: istemek.
tarif: tanım.
tasnif: sınıflandırma.
tasvib: uygun bulma.
tasvir: suretlendirme, betimleme.
tatbik: uygulama.
tatbikat: uygulamalar.
tatmin: doyma, ikna olma.
tavr: tavır, davranış, duruş.
taziye: yakını ölene gidip onu teselli etmek.
teâlâ: namı büyük, yüce.
tebliğ: bildirme, ulaştırma, dini tam olarak güzel bir biçimde birine sunup anlatmak.
tecelli: görünme, belirme.
tecrübe: deneyim.
tefekkür: düşünme, fikir üretme.
tefsir: yorum, Kurânı yorumlama, bu konuyla ilgili bilim dalı.
tehdid: tehdit, gözdağı verme.
teheccüd: gece namazı.
tehlil: La ilahe illallah demek.
tekbir: Allahuekber demek.
telâfi: eksiği giderme.
telkin: empoze, etkileyici bir söyleyişle bir bilgiyi zihne kazıma.
temayüz: kendini göstermek.
temenni: dileme, isteme.
temin: edinme, güven verme.
tenha: ıssız.
teravih: Ramazanda yatsıdan sonra kılınan nafile namaz.
tesbih: sübhanallah demek.
tesbit etmek: saptamak.
teşbih: benzetme.
teşvik: isteklendirme.
tevazu: alçakgönüllülük.
tevbe: günahı için af dileyip bir daha işlememeye niyetlenmek.
tevekkül: vekil tutmak, gerekeni yapıp sonucu Allaha bırakmak.
tevil: sözü çevirme, söze dış anlamından başka bir anlam vermek.
teyemmüm: suyun bulunamadığı yerde toprakla temizlenmek.
teyid: desteklendirme, kuvvetlendirme.
tezat: çelişki.
tezkir: zikretme, anma.
tilâvet: Kurânı okuma.
tirit: basit bir yemek.
ubudiyet: kulluk.
umre: zorunlu olmayan hac.
unsur: parça, konu, eleman.
usûl: yöntem.
ümmet: bir peygambere inanan topluluk.
vaad: söz verme.
vaaz: dinî konuşma.
vâcib: zorunlu, mecburi, farza yakın hüküm.
vâd: vaad, söz verme.
vahiy: Allahtan peygambere inen yüce manalar.
vahy: vahiy.
vakar: ağırbaşlılık, ciddiyet.
vakfet: vakıf yap, bağışla.
vakıf: Allah için bağışlanan, hayır kurumu.
vallahi: "Allah için" mânasında yemin sözü.
vasıta: araç.
vasiyet: kişinin ölümünden sonra yapılmasını istediği şeyler.
vebâl: ağırlık, günah, yük.
veciz: özlü, kelimeleri az anlamı geniş söz.
veda: ayrılık.
vehim: kuruntu.
vehmî: kuruntuyla ilgili.
velî: eren, ermiş, evliya, koruyan, bakıcı, birinden sorumlu olan kişi.
verâ: günahtan şiddetle kaçınma hali, şüpheli şeylerden bile sakınma durumu.
vesile: yol, hedefe götüren araç.
vesselâm: işte bu kadar!
vesvese: kuruntu.
vird: devamlı okunan şey.
yakîn: kesin bilgi ve inanış.
yegâne: tek.
yerhamükellah: Allah merhamet etsin!
yetim: babası ölmüş çocuk.
zâhidlik: din için dünyayı önemsemeyen.
zahirî: dış, dıştan.
zan: sanı, sanma.
zât: kendi.
zelzele: deprem, sarsıntı.
zemin: yer, yeryüzü.
zerre: en küçük parça.
zikir: anma, Kurânın bir adı.
zikr: zikir, anma.
zina: nikâhsız yapılan cinsel ilişki, büyük bir günah.
zira: çünkü.
zirve: doruk.
ziyade: çok.
ziyan: zarar.
zuhur: ortaya çıkma.
zulüm: haksızlık, eziyet, işkence, kıyıcılık.
zühd: din adına dünyadan el etek çekmek.

19:34 - 24/12/2008 - yorum {yok} - yorum yaz


Son Sayfa Sonraki Sayfa
Hakkımda
Allah'ın Zatından Başka Her Şey Yok Olucudur
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Son Yazılar
- Kutsal Günler ve Geceler
- Arefe ve Terviye Günü
- Bayram Günleri
- Cuma Günü & Cuma Namazı
- Aşure Günü ve Gecesi

Risale-i Nur Külliyatında Arama ve Araştırma

www.baktube.tr.gg











İnternet Haberleri

Sesli Sözlük
Kelime:

-------DUYURULAR-------

---- Lütfen ilgili mesajlarınız için cbox sohbet kutusuna yazabilirsiniz.
---- Yapılan her türlü ahlak dışı yorumlar silinecektir.
---- Bazı genel kategoriler hala yapım aşamasında.
---- İlginiz için teşekkürler. -------DUYURULAR-------

www.baktube.tr.gg
www.baktube.tr.gg
Adınızı Arayalım: