Iki Büyük Sır - Levh Mahfuz ve Kader - ----- WWW.TAVUS.BLOGCU.COM ----- - Blogcu



----- WWW.TAVUS.BLOGCU.COM -----

İki Büyük Sır - Levh Mahfuz ve Kader

İki Büyük Sır - Levh Mahfuz ve Kader



Levh Mahfuz

Levh-i Mahfuz Ne Demektir?

Efendimizin Levh-i Mahfuz'a Bir Rahmet Sırrı

Levh Mahfuz ve Sırrı

Levh-i Mahfuz'u Okuyan Meleğin Vahyetmesi İle !

Kader

Hz. Peygamber (s.a.v.) Kader Hakkında Konuşmayı Yasaklamış mıdır?

Kader Değişir mi?

Kadere İman, İmanın Şartı mıdır?

Kadere İman ve Tevekkül

Kadere İman İnsanı Tembelleştirmez mi?

Kader, Kaza ve Cüz-i İrade Nedir?

Cüz'i İrade Nedir?

Kader ve Cuz'i İradeye İman Niçin İmanın Şartlarından Kabul Edilmiştir?

Allah Bizim Yapacaklarımızı, Yapmadan önce Nasıl Biliyor?

Kainat Kitabının Kaderin Varlığına Olan Şehadeti

Musibetlerin Kader Açısından Bazı Hikmetleri

Evlilik Kader midir?

İnsanın Kaderin Mahkumu Olmadığı ve İşlediği Fiilerde Hür Olduğunu Diğer İzahları

İyiliği Allah'tan Kötülüğün Kuldan Olması Ne Demektir?

Kaderimizde Yazılı Olduğu İçin mi Günah İşliyoruz?

Kaderde Cennete Veya Cehenneme Gideceğimiz Belli İken Niçin Bu Dünyaya Geliyoruz?

Kaderin Hakiki Sebepleri Bakması ve Ona Göre Hükmetmesi

Kaderin Değişmeyeceği Hakikatını Sadakanın Ömrü Uzatması ve Belaları Def Etmesi İle Nasıl İzah Edeceğiz?

→ Kaderinde Küfür Topraklarında Doğmak Olan ve İslamı Hiç Duymayanların Durumu

Kalplerin Mühürlenmesi Açısından Kader

Katil Öldürmeseydi, Maktül Yine Ölür müydü?

Öldürmeği Yaratan Allah iken Niçin Sebebe Katil Deniliyor?

18:46 - 16/11/2008 - yorum {0} - yorum yaz


Levh Mahfuz

LEVH MAHFUZ

 

 

SONSUZLUĞU KAVRAMAK



İnsanın yaşadığı hiç bir an kaybolmaz, Allah'ın hafızasında tüm canlılığı ile sonsuza kadar saklı kalır.
Maddenin, beynimizde oluşan bir algılar bütünü olduğu gerçeğini tam olarak kavrayamayan bazı insanlar, bazı yanılgılara düşmekte, bu gerçekten yanlışsonuçlar çıkarmaktadırlar. Örneğin bir kısmı, maddenin hayal olduğuna dairizahları "madde yok" denmiş gibi algılamaktadır. Bir kısmı ise, maddenin ancak biz gördüğümüz zaman hayal olarak var olduğunu, ancak görmediğimizde yok olduğunu sanmaktadır. Bunların hiçbiri doğru değildir.

Öncelikle, "madde yok" veya "insanlar, ağaçlar, kuşlar... bunların hiçbiri yok" demek kesinlikle doğru değildir. Çünkü bunların hepsi vardır, ve hepsini Allah yaratmıştır. Ancak Allah tüm bu varlıkları kitabın başından beri anlattığımız gibi bir görüntü, algı olarak yaratmıştır. Yani Allah, bu varlıkları yarattıktan sonra onları, kendi başlarına var (kaim) olan sabit varlıklar kılmamıştır. Her birini her an yaratmaya devam etmektedir.

Biz görsek de görmesek de bu varlıklar Allah'ın hafızasında sonsuza kadar bulunmaktadırlar. Bizden öncekiler gibi bizden sonraki varlıkları da Allah tek bir an içinde zaten yaratmıştır. Zamanın bir algı olduğu konusunda anlatıldığı gibi, zamanı da Allah yaratmıştır ve Allah zamana bağımlı değildir. Dolayısıyla bizim için gelecekte var olacak olan varlıklar da aslında Allah katında "tek bir an" içinde yaratılmışlardır ve şu anda vardırlar. Ancak biz zamana bağımlı olduğumuz için onları henüz görmeyiz.

Gelecekte görebileceğimiz veya bizim için gelecekte var olacak varlıklar nasıl Allah'ın hafızasında her an mevcut iseler, geçmiştekiler de aynı şekilde, hiç kaybolmadan Allah'ın hafızasında mevcutturlar. Örneğin, sizin cenin olarak anne rahmindeki haliniz, okuma yazmaya başladığınız günkü haliniz, ilk karnenizi elinize aldığınız an, ilk araba kullandığınız an, bir gün otobüste yer verdiğiniz yaşlı hanımın yüzündeki gülümsemenin olduğu an gibi geçmişte yaşadığınız tüm anlarla birlikte gelecekte yaşayacağınız tüm anlar da şu anda Allah'ın hıfzındadır ve hiç kaybolmadan sonsuza kadar kalacaklardır.

Söz gelimi yolda yürürken ayağınıza takılan bir taş parçası, kaderde, siz daha doğmadan önce, ayağınıza takılacağı zaman belirlenmiş şekilde yaratılmıştır. O taşın daha büyük bir kayadan parçalandığı, bütün girinti ve çıkıntılarının oluştuğu her aşama Allah katında, siz daha o taş ayağınıza takılmadan önce mevcuttur.


Resimde gördüğümüz kelebeğin daha yumurta olduğu anından koza haline kadar her hali, şu anda Allah katında canlı olarak mevcuttur. Kelebek Allah'ın
hafızasında şu anda kozadan çıkmakta, şu anda uçmaya başlamakta ve şu anda ölerek yere düşmektedir.
Aynı şey bir çöp kutusu içinde gördüğünüz ölü bir kelebek veya başınıza ağaçtan düşen kuru bir yaprak için de geçerlidir. Kelebeğin, daha tırtıl halinden, kozadan çıkışına, kanatlarını kuruttuğu andan yerdeki çöpe karıştığı ana kadar hepsi, kaderde sonsuz evvelden bellidir. Allah katında bu kelebeğin canlı halleri ve ölü hali hiç kaybolmadan durmaktadır ve sonsuza kadar durmaya devam edecektir.

Tüm Olaylar "Levh-i Mahfuz" İsimli Kitapta Kayıtlıdır

Daha önce de anlattığımız gibi Allah, bizim için geçmiş ve gelecek olan tüm olay ve varlıkları, tek bir anda yaratmıştır. Kuran'da, tüm insanların ve varlıkların kaderlerinin Allah'ın katında, Levh-i Mahfuz olarak isimlendirilen "Ana Kitap"ta saklandığı şöyle bildirilmektedir:

Şüphesiz o, Bizim katımızda olan Ana Kitap'tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. (Zuhruf Suresi, 4)

... Katımızda (bütün bunları)saklayıp-koruyan bir kitap vardır. (Kaf Suresi, 4)

Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) olmasın. (Neml Suresi, 75 )

Allah, başka ayetlerinde de göklerde ve yerde olan herşeyin bu kitapta olduğu gerçeğini şöyle haber verir:

İnkar edenler, dediler ki: "Kıyamet-saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır." (Sebe' Suresi, 3)

Ayetlerde de bildirildiği gibi, evren yaratıldığından beri var olan canlı cansız herşey, gerçekleşen her olay Allah'ın yaratmasıdır ve dolayısıyla O'nun bilgisindedir; yani tüm bunlar "Allah'ın hafızası"ndadır. Levh-i Mahfuz da Allah'ın Hafız sıfatının bir tecellisidir.


Geçmişte kalmış olan olaylar, "şu anda Allah'ın hafızasında çok canlı ve net olarak yaşanmaktadır.
Örneğin piramitleri inşa eden işçiler malzemelerini şu anda taşımaktadırlar, şu anda yorulmakta, şu anda susayarak su içmektedirler

Geçmiş ve Gelecek Aslında "Şu An" Yaşanmaktadır

Allah katında zaman olmadığı için, bütün olaylar tek bir anda gerçekleşmektedir ve o "şu an"dır. "Şu anda" bizim için geçmiş ve gelecek olan tüm olaylar Allah katında, bizim olayları gördüğümüz netlikten çok daha net ve canlı olarak yaşanmaktadır. Örneğin, Hz. Yunus şu anda gemideki kura sonucunda denize atılmaktadır, Hz. Yusuf şu anda kardeşleri tarafından kuyuya atılmaktadır, şu anda zindandaki ilk yemeğini yemekte, zindandan şu anda çıkarak yürümektedir. Hz. Meryem şu anda Cebrail ile konuşmakta, Hz. İsa şu anda doğmaktadır. Hz. Nuh, gemisinin ilk çivisini şu anda çakmakta, Hz. Nuh ve ailesi şu anda gemiden Allah'ın kendileri için seçtiği topraklara inmektedirler. Hz. Musa'nın annesi onun beşiğini şu anda suya bırakmakta, Hz. Musa şu anda çalılıkta Allah'tan ilk vahyini almakta, deniz şu anda ikiye yarılmakta, inananlar şu anda denizden geçerken, Firavun şu anda ordusuyla birlikte boğularak ölmektedir. Hz. Musa şu anda Hızır ile buluşup görüşmektedir, Hızır da yetim çocukların duvarını şu anda onarmaktadır. Hz. Zülkarneyn'den kendilerini korumak için bir set inşa etmelerini isteyenler, taleplerini şu anda ona iletmektedirler ve Hz. Zülkarneyn kıyamete kadar delinemeyecek ve aşılamayacak olan seddi şu an inşa etmektedir. Hz. İbrahim babasına şu anda nasihat etmekte, putperest kavminin putlarını şu anda kırmaktadır ve kavminin kendisini attığı ateş Hz. İbrahim'e şu anda serinlik vermektedir. Hz. Muhammed şu anda Cebrail'den vahiy almakta, tam şu anda Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürülmektedir. Lut kavmini bir sarsıntı şu anda yerle bir etmektedir. Cennet ehli şu anda tahtlarda oturmuş karşılıklı sohbetler etmektedir. Cehennem ehli ise şu anda ateşe sunulmakta, büyük bir azap ve telafisi olmayan bir pişmanlık içinde acı çekmektedir.

Allah bu görüntülerin tamamını, "şu anda", bizim bilemeyeceğimiz daha keskin bir netlikte görmekte ve duymaktadır. Allah bizim duyamadığımız dalgaboyundaki sesleri de duymakta ve göremediğimiz görüntüleri de görmektedir. Bizim şahit olduğumuz ve olmadığımız tüm olaylar ve tüm sesler Allah katında her an hazırdır ve tüm canlılığı ile her an yaşanmaktadır. Bunların hiçbiri hiçbir zaman kaybolmaz, her zaman Allah'ın hafızasında tüm detayları ile yaşanır.

Hz. Musa ve yanındakiler şu anda yarılan denizden kaçarak kurtulmaktadırlar. Firavun'un ordusu şu anda kapanan denizin içinde boğulmaktadır. Hz Nuh'un gemisi ve Hz. Süleyman'ın sarayı şu anda inşa edilmektedir. Ve tüm bu olaylar bizim bildiğimizden çok daha net ve canlı olarak şu anda Allah'ın Hafızasında mevcut bulunmaktadırlar.




Bu gerçek sizin hayatınız için de geçerlidir. Örneğin dedenizden size kalan evin temeli aslında şu anda atılmaktadır. Babanız bu evde şu anda doğmaktadır. Sizin ilk konuşmaya başladığınız an da şu andır. Bugününüzden tam 10 sene sonra yediğiniz yemeği aslında şu anda yemektesiniz.

Tüm bu örneklerin karşımıza bir kez daha çıkardığı gerçek şudur: Hiçbir an, hiçbir kare, hiçbir olay, hiçbir varlık yok olmamıştır ve olmayacaktır. Nasıl televizyonda izlediğimiz bir film, film şeridine kaydedildiyse, çeşitli karelerden oluşuyorsa ve bu kareleri bizim görmememiz onların olmadığı anlamına gelmiyorsa, bizim "geçmişte yaşanmış" veya "gelecekte yaşanacak" dediğimiz olaylar için de aynı şey geçerlidir.


Bir muz ağacının tohumunun toprağa düşmesinden muzların ağaçtan toplanmasına, o muzların paketlenerek markete getirilmesinde, marketten satılıp nihayet bir evin mevye sepetine yerleştirilmesine kadar her anı tek bir an olarak Allah'ın hafızasında saklıdır. Her anı Allah'ın katında canlı olarak yaşanmaktadır. Muzun hiçbir hali Allah katında yok olmaz, sonsuza kadar saklı durur.




Fakat bir noktanın yanlış anlaşılmaması çok önemlidir: Bu sahnelerin hiçbiri bir hatıra ya da bir anı gibi veya hayal gibi değildir. Bunların tümü, aynen şu an yaşadığınız an gibi canlıdır. Herşey diri olarak korunmaktadır. Biz yalnızca Allah bize bu algıları vermediği için onları geçmiş, bitmiş olaylar olarak görürüz. Ve Allah dilediği an bize bu görüntüleri gösterebilir, bu olaylara ait algıları vererek bize de bu olayları yaşatabilir.

Bu örneklerde de görüldüğü gibi, Allah için geçmiş, gelecek, şimdi hepsi birdir. İşte bu nedenle Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz. Nitekim ayette de bu gerçeğe dikkat çekilmiştir:


Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). Şüphesiz Allah, latif olandır,(herşeyden) haberdardır. (Lokman Suresi, 16)


Bu yıkılan binanın her anı Allah'ın Hafızasında her an hazır durmaktadır. Binanın ilk temelinin atıldığı andan, yıkılıp yerle bir olduğu ana kadar her anı sonsuza kadar kaybolmadan hazır duracaktır.

Allah, cennette dileyene geçmişi aynısı ile gösterebilir

Cennetteki bir kul eğer isterse, Allah ona dünya hayatından olayları, aynısı ile gösterebilir. Örneğin cennetteki bir insan Allah'tan ölmüş olan köpeğinin canlı halini, yanmış olan evinin yanmadan önceki halini, Titanik gemisinin batmadan önceki halini görmek istediği takdirde Allah ona bunların hepsini gösterecektir. Hem de o anki en canlı halleriyle. Örneğin Titanik, denizde yol alırken, o anda civarında bulunan tüm balıklar yine aynı yerlerinde olacak, içinde bulunan insanlar yine aynı konuları, aynı kelimelerle konuşuyor olacaktırlar. Veya geçmişte yaşamış büyük uygarlıklar, en ihtişamlı dönemleriyle, yapılarıyla, zenginlikleri ile bir bütün olarak görülebileceklerdir. İnka medeniyetini merak eden bir insan, bu medeniyetin her dönemini istediği an görebilecektir. Allah'ın hafızasında her olay sonsuza kadar aynı canlılıkta yaşanmaya devam ettiği için, insan merak ettiği herşeyi aynısı ile hazır bulacaktır.

Allah bir ayetinde "... Orda nefislerinizin arzuladığı herşey sizindir ve istediğiniz herşey de sizindir." (Fussilet Suresi, 31) diyerek cennette insanın dilediği herşeye sahip olacağını bildirmektedir. İnsanlara üzüntü vermeyecek, onları neşelendirip keyiflendirecek, dünyaya ait her görüntüyü ve olayı, Allah, cennetteki kullarına diledikleri takdirde gösterecektir. Bu, Rabbimizin cennete layık kulları için hazırladığı büyük bir nimetidir.


Bu Konunun İnsanlar İçin Önemi

Bu konu, insanlar için büyük bir önem taşımaktadır. Çünkü, bizim gün içinde yaşadığımız ve hatta akşam olduğunda dahi unuttuğumuz her konuşmamız, her tavrımız, her bakışımız, aklımızdan geçirdiğimiz her düşünce, Allah katında unutulmaz ve aynısı ile muhafaza edilir.

Örneğin, bir arkadaşıyla sohbet ederken, dedikodu yapan bir insan bunu önemsemez, hatta unutur. Ancak onun dedikodu yaptığı an Allah katında sonsuza kadar kalır. Veya, içinden Müslümanlar aleyhine bir düşünce geçen bir insanın o düşüncesi, onu düşündüğü andaki yüz ifadesi, içinden geçirdiği cümleler, Allah katında sonsuza kadar durur. Veya, kendisi aç olmasına rağmen fedakarlık yaparak bir dostunu doyuran bir insanın fedakarlığı, o anki durumu, bakışı, düşünceleri de Allah katında kaybolmadan sonsuza kadar kalacaktır. Ya da karşısına çıkan bir zorluğa Allah rızası için sabreden, kendisine sıkıntı veren bir kişiye güzel söz söyleyen kişinin güzel ahlaklı davranışı da hiçbir zaman kaybolmadan sonsuza kadar muhafaza edilir. Ve Allah, ahiret gününde, herkesi yaptığı bu iyi ve kötü davranışlardan sorguya çekecektir. İnsanların, kendileri yaptıkları halde unuttukları şeyler, hiç unutulmadan veya bir değişikliğe de uğramadan karşılarına çıkacaktır. Hatta bazı kimseler, sorgulama sırasında kendisine verilen kitabın ne kadar detaylı olduğuna şaşıracak ve şöyle diyeceklerdir:

(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: "Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp herşeyi sayıp-döküyor?" Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (Kehf Suresi, 49)

Bu nedenle, bu gerçeğin farkında olan bir insan, her tavrının ve düşüncesinin sonsuza kilitlendiğini, sonsuza kadar Allah'ın hafızasında var olmaya devam edeceğini hiç unutmamalı ve ahiretteki sorgulamadan korkup sakınmalıdır.

 

18:40 - 16/11/2008 - yorum {0} - yorum yaz


Levh-i Mahfuz Ne Demektir?

Levh-i mahfuz ne demektir?


Levh-i mahfuz,olmuşların ve olacakların, zamandaki bütün anların ve mekandaki bütün varlıkların, kısacası, her şeyin yazılı bulunduğu bir İlâhî muhafaza levhası; İlahi ilmin aynası, kaderin defteri, kâinatın programıdır.

Levh-i mahfuzun insandaki küçük örneği, “hafıza”dır. Hafıza, başımızdan geçen olayları, gördüğümüz yerleri, tanıdığımız insanları, duyduğumuz sesleri, tattığımız tatları, hayatımız boyunca edindiğimiz bütün intibaları, öğrendiğimiz bütün bilgileri içine alır, ama yine de dolmaz.

Hafıza, zekanın hazinesi, tefekkürün sermayesi, benliğimizin tarihidir. Ruhumuza takılan en değerli cihazlardan biridir. Hafızasız bir zeka işimize yaramaz. Çünkü biz, eskiden öğrendiklerimize dayanarak düşünürüz.

Hafızanın bir de ebedi hayatımıza bakan yönü vardır. Hafıza, bir senet, bir vesika, bir belgedir. Ahiretteki muhasebe vaktinde, dünyada işlediğimiz sevapları ve günahları göstererek bize şahitlik eder.

Nasıl insanın başından geçen bütün olaylar hafızasında yazılıyorsa, kâinattaki bütün olmuş, olan ve olacak olaylar da o büyük hafızada yazılıdır. Her iki “levha”da da Rabbimizin “Hafîz” (koruyan, muhafaza eden) ismi tecelli eder.

Her şeyin levh-i mahfuzda yazılmış olduğu gerçeğini bazı kimseler akıllarına sığıştıramazlar. “Yazılma” denilince “harf harf kaleme alınmayı” anlamak eksik olur. Genlerin dizilişi yazı yazmadan çok farklı. Hafızanın bir şeyi kaydetmesi de daktiloyla yazmaya benzemiyor. Bir teyp bandında yahut video kasetinde de sözler ve olaylar kalemle kaydedilmiyorlar.

İşte her şeyin ve her hadisenin, levh-i mahfuzun defterleri olan imam-ı mübîn ve kitab-ı mübînde yazılması bunların çok ötesinde bir keyfiyetledir. Bu kaydın da harflerle, kelimelerle alakası yoktur.

Levh-i mahfuz, her türlü değişiklik ve bozulmalardan muhafaza edilmiş levha; olmuş ve olacak bütün varlıkların ve olayların ayrıntılarıyla yazılı bulunduğu kader levhası demektir.

Küçük bir âlem olan insandaki hafıza kuvveti, büyük bir insan olan âlemdeki levh-i mahfuza işaret eder. Keza ağaçların meyveleri, meyvelerin çekirdekleri, tohumları, hayvanların nutfe ve yumurtaları Levh-i Mahfuzdan haber verirler.
Kur’an-ı Kerimde “her şeyin kitapta yazılı olduğu” haber verilir. Müfessirlerin beyanına göre, ilgili ayetlerdeki "kitap"tan murat levh-i Mahfuzdur.

Nur Külliyatından Levh-i Mahfuzla ilgili bir parça:

“Nasıl küçük küçük cüzdanlar, büyük bir kütüğün vücudunu ihsas eder ve küçük küçük senetler, bir defter-i kebirin bulunduğunu iş'ar eder ve küçük kesretli tereşşuhatlar, büyük bir su menbaını işmam eder.

Aynen öyle de: Küçük küçük cüzdanlar hükmünde; hem birer küçük levh-i mahfuz manasında; hem büyük levh-i mahfuzu yazan kalemden tereşşuh eden küçük küçük noktalar suretinde olan benî beşerin kuvve-i hâfızaları, ağaçların meyveleri, meyvelerin çekirdekleri, tohumları; elbette bir hâfıza-i kübrayı, bir defter-i ekberi, bir levh-i mahfuz-u azamı ihsas eder, iş'ar eder ve isbat eder, belki keskin kıllara gösterir.”

18:38 - 16/11/2008 - yorum {0} - yorum yaz


Efendimizin Levh-i Mahfuz'a Bir Rahmet Sırrı

Efendimizin Levh-i Mahfuz'a bir rahmet sırrı


Allah, Fahr-i Kâinat Efendimiz’i Elest’te öyle sevmişti ki… Hilkatın yeni fazında bütün varlıkları Efendimiz’in gönlündeki sevgi sırrı ile yarattı. Hilkatın, yani yaratılışın temel yasalarının kader programlarını kanunlaştıran dev kompüter merkezi; levh-i mahfûz olarak bilinmektedir. Habibinin “Hamd”ın değişmez bir raks haline getirdi.

 

Evrendeki maddesel varlıklar da, madde ötesi varlıklar da daima bu sırrın değişmez tasarrufu içindedir. Buradan çıkan sonuçlar, evrendeki çok önemli yasaların ana maddeleridir.

 

Şüphesiz ki, levh-i mahfuz’daki bu rahmet sırrının; atomlara, galaksilere yansıyan câzibe hikmetinden çok ötelerde tecellileri de vardır. Mü’minlerin kaderlerine yansıyan sonu gelmez lütuflar, güzellikler tümü ile Efendimiz’in rahmet sırrından doğar…

 

Levh-i mahfuz’a Efendimiz’in yansıyan rahmet sırrının bir güzel örneği, bütün eşyanın ve varlıkların insana hizmet etme yarışını sergiler. Bu yüzden, bir yandan melekler gönüllerimizdeki sıkıntıları alıp, bir yandan da çiçekler bu kuru dünyamızın ruhumuza yansıyan hüznünü giderir. Bütün canlılar, insanın etrafında onu tavaf eder gibi zikreder durur.

 

Efendimiz’in levh-i mahfuz’a yansıyan bir rahmet sırrı da bizzat biyolojimize nakşolmuştur. Hipotalamus dediğimiz beyin bölgesi, tüm hormonlarımıza hâkimdir. Hayattaki sağlık ve biyolojik mutluluğun anahtarı hipotalamus’un çalışma biçimine bağlıdır. Allah bu merkeze öyle bir şifre koymuştur ki; bu şifre sevgi ve güvenle hipotalamus’u, dolayısıyla hormon sistemlerini en güzel şekilde çalıştırır. Nefret ve korku ise bu sistemi bozup, hormon sisteminde akıl almaz felâketler meydana getirir. İşte Efendimiz’in levh-i mahfuz’a yansıyan rahmet sırrı, biyolojiye öyle bir imza atmıştır ki; ancak inanan ve efendimiz gibi sevmesini bilenler biyolojik sağlığını yürütebilir. Aksi ise hüsrana ve perişanlığa mahkûmdur.

 

Fahr-i Kâinat Efendimiz, kulluk sırrını, ilâhi çizgiden en net şekilde ayıran, evrenin en usta varlığıdır. Bu yüzden imzasını atarken, hep “Allah’ın kulu ve Resûlü” olarak kullanmıştır. Kim ki Efendimiz’i bu nazik hilkat güzelliğinden ayırarak ilâhlaştırmak isterse; Efendimiz’i hiç anlamıyor demektir.

 

Dikkat ederseniz, mânâ penceresinden gönüllerdeki sevgi bahçelerinde efendimizi seyrederken, hep ilâhi sanatın şaheseri olarak hissettik. Zaten efendimizin en büyük sırrı buradadır. Hıristiyanların gerek Hz İsa Efendimiz’i gerek tüm insanları ilâhlaştırmak yanılgısı islâm penceresinden giremez. Allah, kendi bilinmezliğinin akıl almaz gergefinde, sonsuz tecellilerde yarattığı âlemlerin fonunda öyle bir aşk şarkısı bestelemiştir ki; onu duymadan ne Allah’ı ne muhteşem âlemleri fark etmek mümkün değildir.

 

İşte efendimiz, Allah’ın yarattığı güzelliklerin, âlemlerin ufkunda ilâhi bir aşk bestesidir. Bu yüzden o nağmeleri gereği gibi yalnız Allah hisseder. Bizlerin onu nakil ve tanımlarımız bir niyazdan ibarettir: bütün kardeşlerimiz adına, okuyucularımızla birlikte yaptığımız bir niyaz…

 

Mânâ bilimlerinde, özellikle ledün âleminde efendimizden söz açılınca bitirmek yasaktır. Çünkü o’nun anlatımı, tanımı, ilâhi bestenin sonsuzluklarında sürer durur. Gerçekten satırları bitirmekten hayatım boyunca hicap duyacağım. Ne çare ki, bendeniz gönül penceresinden sizlere yansıma mecâlim sınırlı. Yoksa Fahr-i Kâinat Efendimiz’i tüm evren anlatıyor ve ebediyete kadar anlatmaya devam edecek. Maddesel olan veya olmayan her varlık Allah’ın zikrindeki kulluk hazzını aldıkça, her an Elest meclisini hatırlıyor. Orada, gönüllerimizin sultanı Fahr-i Kâinat Efendimiz’in müthiş ilâhi bilmeceyi çözerek, hepimize yeniden nasıl var olma zevki verdiğini tekrar tekrar yaşıyor…

 

Allah, hepimize evrenlerdeki bu sonsuz övgüyü duymak nasip etsin. Hepimizin niyazını, ilâhi rahmeti içinde hoş görerek, hepimizi Fahr-i Kâinat Efendimiz’in şefkat ve şefaatiyle arındırsın.

 

Allah, Fahr-i Kâinat Efendimizin âlemlere rahmet sırrı içinde, gönlünde sevgi rüzgârı eserek “Muhammed rüzgârına” kapılan dünyanın yeni ve genç insanlarını, O’nun âlemlere rahmet sırrı içinde, îmânda muvaffak kılsın. Allah, hepimizin gönüllerinde Fahr-i Kâinat Efendimiz’in hikmetini canlandırarak, bizzat Efendimiz’den rahmet sırları almak nasip etsin.

 

Ve Allah, siz kardeşlerimizin ve bendenizin gönlünde ortak bir aşk-ı Muhammedî’yi lütfetsin ve inşallah, bu sevda ile hepimize Kâinat’ın Fahr-i Ebedîsi, yaratılanların en şereflisi, güzeller güzeli Fahr-i Kâinat Efendimizi hem madde hem mânâ gözü ile görmek nasip etsin…

18:29 - 16/11/2008 - yorum {0} - yorum yaz


Levh Mahfuz ve Sırrı

LEVH MAHFUZ  ve SIRRI


 “Kesret”i    yani çokluk kavramlarını meydana getiren esmâ terkiplerinin “KAZA ve  KADER” boyutudur!

Bilgi ve bilinç boyutudur!

ALLAH  İLMİNDEKİ “HÜKÜM ve TAKDİRİN” fiiller âlemindeki görüntüsüdür.

Çokluk kavramı içinde olan tüm varlıklar  bu boyutun tasnifiyle meydana gelmiştir. Burada yazılmış olan hiçbir şey asla ve kesinlikle değişmez.

Âlemde cereyan edecek olan cemi'i mahlûkatın iri-ufak, ulvi-süfli HER ŞEYİN ahvali LEVHİ MAHFUZ'da tamamen ve mufassalen yazılmış, hiç biri ihmal edilmemiştir.

İlmi Hak, kalblere O KİTAPTAN nâzil olur ve KALEM-İ EVVEL'in yazdığı bu yazı, tespit ettiği bu nizam sayesindedir ki eşyayı tetkik ve tetebbu ile mârifetler, ilimler, fikirler edinilir, kitaplar telif ve tasnif olunur, mâzi ve istikbal kanunları sezilir.....

Bunlar gösterir ki, Allah Teâlâ’nın kudreti gaybında, LEVHİ MAHFUZUNDA bulunmayan ve bulunamayacak olan hiç bir âyet yoktur " (c:3; s:1921)(*)

 -"ALLAH YAZDI... " (58-21)

 "Allah yazdı... Ezelde hükmünü verip, silinmesi bozulması kâbil olmayan bir yazı ile “LEVHİ MAHFUZ”DA tesbit eyledi.." (c:7; s:4804)(*)

 -"ÇÜNKÜ BİZ HER ŞEYİ BİR KADERİ  İLE HALK ETMİŞİZDİR!."  (54-49)

 "Her şeyin vukuundan evvel, ezelde,İLMİ İLÂHİ’DE MUKADDER OLAN BİR KADERİ, yani haysiyyeti ilmiyyesi vardır ki, kazasının cereyanı, fi'len yaradılışı O KADERE göre vâki olur.

Onu başkası istediği gibi icab ve tayin (determine) edemez..

Onun için mücrim, kendi keyf ve iradesine göre cürmün mahiyyet ve mukadderatını değiştiremez.."(c:7; s:4654)(*)

 -"NE ARZDA NE DE NEFİSLERİNİZDE HİÇ BİR MUSİBET   iSABET ETMEZ Kİ HER HALDE BİR KİTAPTA YAZILI OLMASIN... (57-22)

 "...Bütün musibetler de Allah'ın İLMİ EZELİSİNDE veya LEVHİ MAHFUZDA yazılmış bir takdiridir...

Öyle ki;

 -"O MUSİBETİ, YARATMAMIZDAN EVVELYAZMIŞIZDIR...(57-23)

 "O halde mukadder olan musibetten kaçınmakla kurtulunmaz... Bu hususta böyle itikad etmeli ve o yolda hareket eylemelidir... " (c:7; s:4754)(*)

 -"ŞÂNI YÜCE KUR'ÂN “LEVHİ MAHFUZ”DADIR.. (85-20/21)

 "Allah'ın hıfzıyla tahriften, yanlışlıktan mâsun bir “LEVH”te sabit ve mahfuzdur..

Bu “LEVH”, şeriat lisanında meşhur olan “LEVHİ MAHFUZ” dur...  Bütün her şeyin yazıldığı sahifei VÜCUD'dur... O'nun da aslı “ÜMMÜLKİTAB” olan “İLMULLAH”tır.." (C:8;s:5696)(*)

Levhi mahfûzun, bir minyatüriyle senin beynindir; külli mânâda da burçlar ve yıldızlardır!

 (*)-E.Hamdi Yazır-“Hak Dili Kurân Dili

 hf

LEVHİ MAHFUZ’UN DEĞİŞMESİ

 Levhi mahfûzun hükümleri değişebilir; A’yân-ı sâbîte değişmez!

 Niçin değişmez?

Çünkü, beyinde meydana getirdiği tesirler sâbitleşmiştir!..

Sabitleşmiş, tesbit olunmuş artık değişmez hale gelmiştir.

Senin Levhi Mahfûzun değişir.

Levhi mahfûz’unun değişmesi iki mânâda olabilir;

Birinci mânâdaki levhi mahfûzun değişmesi, yıldız tesirlerinin değişmesidir.

İkinci mânâdaki, levhi mahfûzun değişmesi, beyindeki belli değişikliklerin; yeni devrelerin faaliyete girmesiyle, o kişinin aldığı tesirlerin değişmesidir

İki yönlü, levhi mahfûzun değişmesi söz konusudur;

 1-Levhi mahfûzun birinci yönünden değişmesi, vazifeli veliler dediğimiz, tasarruf sahibi kişiler tarafındandır. Belli tesirler güçlendirilir veya zayıflatılır veya yönlendirilir, böylece olaylar etkilenir!..

 2-İkinci yönünden levhi mahfûzun değişmesi ise, kişinin tabiatını terk yolunda yaptığı fiîllerle, terkîbinin değişmesi; bu da beyindeki belli değişik devrelerin faaliyete geçmesi veya faaliyet hızının durdurulması yoluyla oluşur ve böylece de levhi mahfûzu değişmiş olur.

Âyette;

 SİZE YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE HER HANGİ BİR MUSİBET GELMEZ Kİ ANCAK BİZ ONU YARATMAZDAN EVVEL, BİR KİTAPTA YAZILMIŞ OLMASIN.’ (Hadîd-22)

 Buradaki “size”den kasıt, terkib hükmüyle varolan, “insan” ismiyle anılan izafî varlıktır!..

“İnsan”, ismiyle anılan izâfî varlığın karşılaşacağı olaylar, başına gelecek şeyler; onun tabiatı dolayısıyla “müsibet” diye adlandırdığı nesneler, “levhi mahfûz” adıyla anılan, “İlâhî kitap’da” ; yani bizim bu günkü deyişimizle, burçlar, yıldızlar âleminde meydana getirilmiştir.

Bu tesirler, her bir birimin kendi terkibiyeti istikâmetinde onda belli olayları meydana getirecek; bunlar belli kazançlar, hâsılalar veya belli müsîbetler şeklinde ortaya çıkacaktır!..

 

 
“Kesret”i    yani çokluk kavramlarını meydana getiren esmâ terkiplerinin “KAZA ve  KADER” boyutudur!

Bilgi ve bilinç boyutudur!

ALLAH  İLMİNDEKİ “HÜKÜM ve TAKDİRİN” fiiller âlemindeki görüntüsüdür.

Çokluk kavramı içinde olan tüm varlıklar  bu boyutun tasnifiyle meydana gelmiştir. Burada yazılmış olan hiçbir şey asla ve kesinlikle değişmez.

Âlemde cereyan edecek olan cemi'i mahlûkatın iri-ufak, ulvi-süfli HER ŞEYİN ahvali LEVHİ MAHFUZ'da tamamen ve mufassalen yazılmış, hiç biri ihmal edilmemiştir.

İlmi Hak, kalblere O KİTAPTAN nâzil olur ve KALEM-İ EVVEL'in yazdığı bu yazı, tespit ettiği bu nizam sayesindedir ki eşyayı tetkik ve tetebbu ile mârifetler, ilimler, fikirler edinilir, kitaplar telif ve tasnif olunur, mâzi ve istikbal kanunları sezilir.....

Bunlar gösterir ki, Allah Teâlâ’nın kudreti gaybında, LEVHİ MAHFUZUNDA bulunmayan ve bulunamayacak olan hiç bir âyet yoktur " (c:3; s:1921)(*)

 -"ALLAH YAZDI... " (58-21)

 "Allah yazdı... Ezelde hükmünü verip, silinmesi bozulması kâbil olmayan bir yazı ile “LEVHİ MAHFUZ”DA tesbit eyledi.." (c:7; s:4804)(*)

 -"ÇÜNKÜ BİZ HER ŞEYİ BİR KADERİ  İLE HALK ETMİŞİZDİR!."  (54-49)

 "Her şeyin vukuundan evvel, ezelde,İLMİ İLÂHİ’DE MUKADDER OLAN BİR KADERİ, yani haysiyyeti ilmiyyesi vardır ki, kazasının cereyanı, fi'len yaradılışı O KADERE göre vâki olur.

Onu başkası istediği gibi icab ve tayin (determine) edemez..

Onun için mücrim, kendi keyf ve iradesine göre cürmün mahiyyet ve mukadderatını değiştiremez.."(c:7; s:4654)(*)

 -"NE ARZDA NE DE NEFİSLERİNİZDE HİÇ BİR MUSİBET   iSABET ETMEZ Kİ HER HALDE BİR KİTAPTA YAZILI OLMASIN... (57-22)

 "...Bütün musibetler de Allah'ın İLMİ EZELİSİNDE veya LEVHİ MAHFUZDA yazılmış bir takdiridir...

Öyle ki;

 -"O MUSİBETİ, YARATMAMIZDAN EVVELYAZMIŞIZDIR...(57-23)

 "O halde mukadder olan musibetten kaçınmakla kurtulunmaz... Bu hususta böyle itikad etmeli ve o yolda hareket eylemelidir... " (c:7; s:4754)(*)

 -"ŞÂNI YÜCE KUR'ÂN “LEVHİ MAHFUZ”DADIR.. (85-20/21)

 "Allah'ın hıfzıyla tahriften, yanlışlıktan mâsun bir “LEVH”te sabit ve mahfuzdur..

Bu “LEVH”, şeriat lisanında meşhur olan “LEVHİ MAHFUZ” dur...  Bütün her şeyin yazıldığı sahifei VÜCUD'dur... O'nun da aslı “ÜMMÜLKİTAB” olan “İLMULLAH”tır.." (C:8;s:5696)(*)

Levhi mahfûzun, bir minyatüriyle senin beynindir; külli mânâda da burçlar ve yıldızlardır!

 (*)-E.Hamdi Yazır-“Hak Dili Kurân Dili

 hf

LEVHİ MAHFUZ’UN DEĞİŞMESİ

 Levhi mahfûzun hükümleri değişebilir; A’yân-ı sâbîte değişmez!

 Niçin değişmez?

Çünkü, beyinde meydana getirdiği tesirler sâbitleşmiştir!..

Sabitleşmiş, tesbit olunmuş artık değişmez hale gelmiştir.

Senin Levhi Mahfûzun değişir.

Levhi mahfûz’unun değişmesi iki mânâda olabilir;

Birinci mânâdaki levhi mahfûzun değişmesi, yıldız tesirlerinin değişmesidir.

İkinci mânâdaki, levhi mahfûzun değişmesi, beyindeki belli değişikliklerin; yeni devrelerin faaliyete girmesiyle, o kişinin aldığı tesirlerin değişmesidir

İki yönlü, levhi mahfûzun değişmesi söz konusudur;

 1-Levhi mahfûzun birinci yönünden değişmesi, vazifeli veliler dediğimiz, tasarruf sahibi kişiler tarafındandır. Belli tesirler güçlendirilir veya zayıflatılır veya yönlendirilir, böylece olaylar etkilenir!..

 2-İkinci yönünden levhi mahfûzun değişmesi ise, kişinin tabiatını terk yolunda yaptığı fiîllerle, terkîbinin değişmesi; bu da beyindeki belli değişik devrelerin faaliyete geçmesi veya faaliyet hızının durdurulması yoluyla oluşur ve böylece de levhi mahfûzu değişmiş olur.

Âyette;

 SİZE YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE HER HANGİ BİR MUSİBET GELMEZ Kİ ANCAK BİZ ONU YARATMAZDAN EVVEL, BİR KİTAPTA YAZILMIŞ OLMASIN.’ (Hadîd-22)

 Buradaki “size”den kasıt, terkib hükmüyle varolan, “insan” ismiyle anılan izafî varlıktır!..

“İnsan”, ismiyle anılan izâfî varlığın karşılaşacağı olaylar, başına gelecek şeyler; onun tabiatı dolayısıyla “müsibet” diye adlandırdığı nesneler, “levhi mahfûz” adıyla anılan, “İlâhî kitap’da” ; yani bizim bu günkü deyişimizle, burçlar, yıldızlar âleminde meydana getirilmiştir.

Bu tesirler, her bir birimin kendi terkibiyeti istikâmetinde onda belli olayları meydana getirecek; bunlar belli kazançlar, hâsılalar veya belli müsîbetler şeklinde ortaya çıkacaktır!..

18:18 - 16/11/2008 - yorum {0} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
Allah'ın Zatından Başka Her Şey Yok Olucudur
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Son Yazılar
- Kutsal Günler ve Geceler
- Arefe ve Terviye Günü
- Bayram Günleri
- Cuma Günü & Cuma Namazı
- Aşure Günü ve Gecesi

Risale-i Nur Külliyatında Arama ve Araştırma

www.baktube.tr.gg











İnternet Haberleri

Sesli Sözlük
Kelime:

-------DUYURULAR-------

---- Lütfen ilgili mesajlarınız için cbox sohbet kutusuna yazabilirsiniz.
---- Yapılan her türlü ahlak dışı yorumlar silinecektir.
---- Bazı genel kategoriler hala yapım aşamasında.
---- İlginiz için teşekkürler. -------DUYURULAR-------

www.baktube.tr.gg
www.baktube.tr.gg
Adınızı Arayalım: