Karanlık Gündem - ----- WWW.TAVUS.BLOGCU.COM ----- - Blogcu



----- WWW.TAVUS.BLOGCU.COM -----

Rahmi Koç’un Ergenekon İlişkisi

Kategori: Karanlik Gundem

RAHMİ KOÇ’UN ERGENEKON İLİŞKİSİ

 

          Rahmi Koç ve David Rockefeller

Ergenekon Terör Örgütü iddianamesinin ek klasörlerinde yer alan belgelerdeki şok iddialar bitmiyor. Delil belgelerinde geçen bir iddia da şöyle: “Koç, Sabancı suikastından haberdardı ancak haber vermedi. Koç, Fehriye Erdal’ı adasında sakladı.” Ergenekon sanıkları ile ilişki içinde olduğu ortaya çıkan Koç’lar, sanıklara da sahip çıkmıştı.


“ÇATLI İLE CIA’Cİ SUBAYLAR ORGANİZE ETTİ”

İşçi Partisi’nde yapılan aramalarda ortaya çıkan ve Ergenekon iddianamesinin 416 numaralı delil klasöründe yer alan 10 sayfalık belgede, Özdemir Sabancı suikastını Susurluk’taki kazada ölen Abdullah Çatlı ile Özel Harp Dairesi ve Özel Kuvvetler Komutanlığı içindeki CIA’ci subayların organize ettiği iddia ediliyor. Cinayetin Dev-Sol’un üzerine kalacak şekilde düzenlendiği kaydediliyor. DHKP-C örgütünün lideri Dursun Karataş’ın para karşılığında olayı üstlendiği anlatılan belgede, Rahmi Koç’un yanı sıra eski Başbakanlar Mesut Yılmaz ile Tansu Çiller ve Çiller’in eşi Özer Çiller’in de adı sıkça geçiyor. Belgede aynen şu ifadeler geçiyor:


CİNAYETİN ASKER AYAĞINDA KİMLER VAR?


“Başta Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın adamı Hüseyin P. Hüseyin P., Karataş’a parayı bizzat götürdü, verdi. Karataş’a, Yunanistan’da Muhaberat elemanı olarak görev yapan, Atina’daki Arap Öğrenciler Birliği Başkanı olan Suriyeli ile birlikte gitti. Para Hollanda Guldeni olarak verildi. Yunanistan’dan Fransa’ya geçerek parayı verdiler. Karataş’ın parayı Gulden olarak istemesi üzerine küçük çaplı bir kriz çıktı. Türkiye’de o kadar Gulden bulunamadı. Hollanda’dan bir şirket aracılığıyla City Bank üzerinden Yunanistan’a parayı transfer ettiler. Hüseyin P. o sıra Atina’da idi.”


TETİĞİ P. ÇEKTİ


“Sabancı’ya karşı suikastın organizasyonu Abdullah Çatlı’ya verildi. Çatlı bunun yanı sıra silahları içeriye sokacak ve işi Dev Sol’cuların üzerine kalacak şekilde tertipleyecekti. Cinayet günü Çatlı ile Özel Harpçi esrarengiz yüzbaşı Hüseyin P. ve 3 adamıyla Baltalimanı’nda Oba Restoran’ta buluştular. Çay içtikten sonra arabaya binip Sabancı Center’in karşısındaki İETT garajına girdiler.
Çatlı önceden İETT garajının müdürünü ayarlamıştı. Hüseyin P. ve adamları cep telefonlarını, özel bir kanaldan haberleştikleri telsizleri arabada bırakıp binaya girdiler. Tetiği Hüseyin P. çekti. Suikastı gerçekleştirdikten sonra garaja tekrar gelen 5 kişi, Sarıyer’e araçla gittikten sonra dağıldı.”


ÇİLLER KİMİN YAPTIĞINI BİLİYOR


“Çiller’in ve kocasının cinayetten haberi vardı. Ya onlar istedi ya da göz yumdular. Sabancı suikastının amacını ve çok ayrıntılı olmasa da kimin yaptığını biliyor.”


“SABANCI ÇİLLER’İ REDDETTİ”


“Sabancı, silah fabrikası kurup orduya mal satmak için hazırlık yapıyordu. Koç’a bu alanda da rakip olmak için. Özer Çiller, Sabancı’ya ortak olma önerisi götürdü. İsrail patentiyle yapmayı teklif etti. Montajı Türkiye’de olacaktı. Sabancı, Özer Çiller’in bu kadar güçlenmesinin kendini rahatsız edeceğini gördü ve istemedi. Mesut Yılmaz da Sabancı’nın Çiller’le ortak olmasını istemedi. Sabancı, Çiller’in bu teklifine karşı durdu ve ANAP’la birlikte davrandı. Işın Çelebi’yi yönetime aldı.”


RAHMİ KOÇ’UN ERGENEKON İLİŞKİSİ


İddianamede Rahmi Koç’un isminin geçtiği de biliniyor. İddianamede, Koç Holding Onursal Başkanı Rahmi Koç’un Ergenekon Terör Örgütü üyeleriyle yaptığı görüşmeler yer alıyor. Rahmi Koç, Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile buluşmak istemiş, Ergenekon zanlısı Cumhuriyet gazetesi İmtiyaz Sahibi İlhan Selçuk’la holding binasında görüşmüş.


KOÇ’UN ERGENEKON TAVRI


Koç Holding yetkililerinin Ergenekon sanıklarına sahip çıkmış olmaları da dikkat çekiyor. Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç, Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındıktan sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan ATO Başkanı Sinan Aygün’ü, Yönetim Kurulu Üyesi İnan Kıraç da İlhan Selçuk’u serbest bırakılır bırakılmaz ziyaret ederek, soruşturmaya karşı bir duruş sergilemişti. Koç’un bu tavrı kamuoyunda büyük tepki toplamıştı.


“KOÇ, FEHRİYE ERDAL’I ADASINDA SAKLADI”


“Rahmi Koç’un Sabancı suikastınden haberi var. Haber vermedi. Çatlı, Fehriye ve diğer iki kişinin saklanması için Koç’un adasını kullandı. Çünkü Koç’un adasına polis de asker de operasyon yapamaz. Koç, Çatlı’nın burayı kullandığını biliyor. Ada Marmara’da. Rahmi Koç’un izni olmadan kimse giremez. Adaya rıhtım yapanlar bile malikanenin olduğu bölgeye sokulmuyor. Tel örgüyle çevrilmiş bir alanın içinden dışına çıkamıyorlar. Koç, bildirmedi, çünkü ÖKK’nın operasyonu olduğunu öğrendi.”

12:37 - 22/2/2009 - yorum {1} - yorum yaz


Koç Sabancı Ergenekon

Kategori: Karanlik Gundem

KOÇ SABANCI ERGENEKON

Eser Karakaş, Mustafa Koç’un Ergenekon’un tutuksuz sanığı Sinan Aygün’e yaptığı ziyareti deşifre etti.

Koç, Sabancı ve Sinan Aygün

Türkiye çok ilginç bir süreçten geçiyor; bu sürecin çok önemli zıtlıklar, kavgalar, hesaplaşmalar, parasal çıkar mücadeleleri, mevki çıkarı mücadeleleri içerdiğini hepimiz biliyoruz, seziyoruz, anlıyoruz.

Mücadelenin, kavganın taraflarını çok net tanımlamak da pek kolay değil ama hesaplaşmaların, kavganın devletin içermesi zorunlu laiklik ilkesi üzerinden yaşandığı gibi bir izlenim var.

Ve kanımca bu izlenim çok yanıltıcı; kavganın temel nedeninin laiklik ilkesi olduğuna inanmamı kimse benden beklemesin.

Laiklik ilkesi üzerinden sürdüğü izlenimi verilen kavganın bence çok daha köklü ve akçeli nedenleri olmalı; laiklik ilkesi de gerçeğin üzerine bir peçe gibi örtülüyor.

***

Son günlerde yaşanan olayların bazı detaylarını yan yana koymaya çalışalım.

1-ATO Başkanı Sayın Sinan Aygün tutuklunuyor; Sinan Aygün dediğiniz zaman ilk aklınıza, başka konuların yanısıra, son senelerde Avrupa Birliği üyeliğimize, gümrük birliği sürecine sistematik ama o ölçüde de anlamsız muhalefeti geliyor. Sinan Aygün senelerdir televizyon ekranlarında AB ve gümrük birliği karşıtlığını sayısal analizlerden çok AB bayrağı üzerinde yeralan 12 yıldızın Hz. İsa’nın havarilerine tekabül ettiği iddiası üzerine oturtmaya gayret ediyor.

2-1995 yani Gümrük Birliği kararından hemen önce sürece belden aşağı hamlelerle muhalefet eden Murat 124, Şahin, Kartal, Serçe üreticisi Koç Holding son günlerde en tepe yönetici ve patron düzeyinde gümrük birliği sürecine rekabet etmeye başladı; oysa bir süre 1995 sürecinde yaptıklarından nedamet duymuş gibi bir izlenim vardı ama şimdi koşulların değiştiği anlaşılıyor ve yine aynı korumacı, rant kollayıcı söylem gündeme geliyor.

Geçtiğimiz hafta da Sayın Mustafa Koç ve Koç Holding üst düzey yöneticileri zanlılık statüsü süren ama serbest bırakılan Sayın Sinan Aygün’ü ziyaret ediyorlar; Sayın Koç’un ATO Başkanı’nı zor bir döneminde ziyareti çok normal ama Koç Holding’in aynı duyarlılığı başka kişilere ve kurumlara karşı da göstermesini temenni ediyoruz.

3- Gençlik yıllarımızda yani 80 öncesi Türkiye analizlerinde Koç ve Sabancı holdinglerin yapılanmaları bu analizde önemli bir yer tutardı; iddia, hatırlayabildiğim kadarıyla, Sabancı Holding’in sermaye birikim sürecini ağırlıklı olarak dış piyasalara yaslamak istediği, Koç Holding’in ise devlet destekli ve iç piyasa ağırlıklı bir sermaye birikim sürecini tercih ettiği yönünde idi. Bu analizin çok sofistike bir analiz olmadığı malum ama yine de bazı şeyleri işaret ettiği galiba doğru.

4-Ergenekon soruşturmasının basına yansımalarında gündeme yeniden gelen bir başka konu da Sabancı cinayeti konusu oldu; zaten söz konusu cinayetin işlendiği andan bu yana yaşananları arka arkaya koyduğunuzda önünüze çıkan tablo pek öyle sol eğilimli bir terör örgütünün anti-kapitalist dürtülerle gerçekleştirdiği bir eylem gibi durmuyor ve Ergenekon ismi Sabancı cinayetiyle buluşuyor.

5-Kuruldukları günden bu yana Koç ve Sabancı üniversitelerinin aldıkları alternatif pozisyonlar bile sürecin anlaşılmasına ışık tutabilir.

***

Tümüyle spekülatif bir yazı yazdım; aslında bir makale bile değil de bir takım verilerin, duyumların arka arkaya sıralanması ama bu tür spekülasyonlar bazen ilginç ipuçları da üretebiliyor.

Yaşadığımız kavga bir türban kavgası değil, servetin el değiştirme kavgası galiba ve süreç çok sert geçiyor.

12:32 - 22/2/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Bartholomeos Ayvalık’ta

Kategori: Karanlik Gundem

Bartholomeos Ayvalık’ta


Rahmi Koç Bartholomeos’la
Ayvalık’ta “kütüphane” açtı


Bartholomeos’un kim olduğunu hepiniz biliyorsunuzdur; fakat belki bilmeyen çıkar diye ben yine onun kim olduğunu bir hatırlatayım. İstanbul’daki Fener Rum Ortodoks Kilisesi’nin güya ekümenik patriği, Rum- Yunan ülküsünün yılmaz savunucusu, eski Hıristiyan toprakları kurtarılıncaya kadar savaşmaya and içmiş, İstanbul’da Fener Rum Ortodoks Kilise Devleti’nin kurulması için her türlü melaneti işleyebilecek bir din adamı… Dünya Ortodoks kiliselerinin birleştirilmesi ve başkanı olmak için çalışan, ABD’den ve AB’den destek gören bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı…

Onunla birlikte, küresel sermayenin Türkiye boyutu Rahmi Koç, küresel sermayenin Coca-Cola boyutunun Türkiye Ceo’su Muhtar Eken, Midilli adasının şöhretli valisi, Yunan İstihbarat Teşkilatı’nın mutemet adamı Pavlos Viziateges ve sıkı durun, hani AKP politikalarını eleştirerek aday olmayacağını açıklayan ve milliyetçiliğe soyunmaya heveslenen AKP’nin Balıkesir eski milletvekili Turan Çömez de Ayvalık’taydılar. Ne vardı, bunların hepsini Ayvalık’ta buluşturan, toplanmalarını sağlayan?

Hatırlarsanız, birkaç ay evvel Ayvalık’la ilgili birkaç yazı yazmış ve “Dikkat! Ayvalık’ta bir şeyler oluyor.” demiştim. İşte o yazılarda bahsettiğim oluşumların meyvelerini toplamaya gelmişlerdi hepsi birden Ayvalık’a… O yazılardan birinde, küresel sermayenin Türkiye boyutu olan Rahmi Koç’un, Ayvalık’ta bir kilisenin (Şapel) restorasyon işlerini üstlendiğini ve yakında bu kilisenin açılışının yapılacağını yazmıştım. İşte bu muhterem zevat, restorasyonu biten kilisenin Ayvalık’ın Ali Bey adasında (onlar ısrarla Yunanca ismi olan Cunda adası sözünü kullanıyorlar) yapılacak açılış merasimi için Ayvalık’ta toplanmışlar. Kilise güya kütüphane olarak açılacak ve hizmet verecekmiş. Kütüphanenin ismini de Rahmi Bey’in yakın dostu Muhtar Kent’in babası olan Necdet H. Kent olarak koymuşlar.

Yapılan tören mahalli gazetelerde yer aldı. Muhtar Kent ve Rahmi Koç’un konuşmalarına da geniş bir şekilde yer verildi. Bu konuşmalarda kilise sözü asla kullanılmamış, sadece kütüphane sözü kullanılmıştır. Yani gerçekten burası kütüphane olarak restore edilmiş havası yayılmaya çalışılmıştır.


Açılan kütüphane değil kilise


Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, nafile, ne söylerlerse söylesinler hepsi boş… Çünkü Ayvalık halkı ne açıldığını ve niçin açıldığını iyi biliyor. Açılıştan bir gün sonra, yani 8 Ağustos günü çay bahçelerinden birinde tek başıma oturuyordum. Yarı meczup bir delikanlı yanıma yaklaştı. Oturmak için izin istedi. Oturdu ve “Bir sigara verir misin?” dedi. Sigarayı uzattım. Çakmağını çıkardı ve sigarasını yaktı. Derin bir nefes çektikten sonra;

“Abi biliyor musun? Dün Rahmi Koç, Ali Bey adasında bir kilise açtı. Ben de ordaydım, daha başkaları da vardı.” dedi.

Devam etti. “Abi be neden hep kilise açıyorlar da, bir mescit bile açmıyorlar?”

Ona ne cevap verdiğimi yazmayacağım. Burada söylemek istediğim şu: Ayvalık’ta bir meczup bile işin farkında. Kütüphane değil, kilise açıldığını söylüyor. Aklı başında olan herkes sorunu iyi biliyor ve açılanı kilise olarak görüyor. Bu yüzden ne söylerlerse söylesinler, ne yaparlarsa yapsınlar, halk yapılanın ve açılanın ne olduğunu iyi biliyor, dedim.

Biz, önceki yazılarımızda Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı, Balıkesir Üniversitesi, Fener Rum Patrikhanesi, Ayvalık Belediyesi ve Rahmi Koç’un el ele vererek Ayvalık’ta on bir kilise restorasyonu yapacaklarını ve bunları ibadete açmak için çalışacaklarını yazmıştım.

Ayvalık Belediye Başkanı benim bu yazıma tepki göstermiş, “Hayır, yalan yazıyorlar. Bunlar müze olacaktır.” demişti.

Demişti de, geçen eylül ayında Taksiyaris Kilisesi’nde yapılan melekler ayinini, Midilli Valisi Pavlos ile birlikte izlemişti. Şimdi Sayın Başkan şapelin kütüphane olarak açılışına katıldı. Ben yine iddia ediyorum; bir seneye kalmaz, orası da kilise olarak kullanılacaktır. Ya da Hıristiyanlığın tüm kitapları, dergileri ve CD’leri, İsa’nın bütün kitapları buradan bedava halka dağıtılacak ve Hıristiyanlık propagandasının merkezi haline getirilecektir.

Benim kafamı kurcalayan birkaç soru var. Oranın kütüphane olarak açıldığını söyleyenlere, bilhassa oraya maddi destek sağlayan Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ilgililerine sormak istiyorum.


Bartholomeos ile Midilli Valisinin
açılışta işi ne?


Burası, yani Şapel sizin söylediğiniz biçimde bir kütüphane hizmeti verecekse, açılışta, Midilli Valisi Pavlos’un ve Fener Rum Ortodoks Kilisesi Patriği Bartholomeos’un ne işleri var? Yoksa, Midilli Valisi ve Fener Rum Ortodoks Patriği, Türkiye’deki bütün kütüphane açılışlarına gidiyorlar da bizim mi haberimiz yok? Yunanistan’ın resmi bir memuru olan Midilli Valisi’nin Türkiye’deki bir kütüphanenin açılışı ile ne gibi bir ilgisi olabilir?

Onu aslında son birkaç senedir, kuzey Ege’de sıkça görüyoruz; ama Bergama’da, Dikili’de, İzmir’de, Ayvalık’ta bulunduğu dönemler nedense hep Ortodoks kilisesinin ayinlerine rast geliyor ve onu ayinlerde görüyoruz. Bu sefer nedense şaşırmış ve kütüphane açılışına gelmiş! Bu adamın Yunan İstihbarat Teşkilatı’nın iyi bir elemanı olduğunu herhalde benim kadar ilgililer de biliyorlardır. Bu adam haftanın beş günü başta Ayvalık olmak üzere Kuzey Ege kıyılarında geziyor. “Neden geziyorsun?” diyen yok nasıl olsa. Tepki koyan da yok. Adam memleketinden daha çok Türkiye’de…

Hadi bakayım, böyle yetkili bir Türk, Batı Trakya’ya haftanın üç günü gidip gelsin göreyim. Mümkün mü? Hatırlar mısınız, birkaç yıl önce CHP Genel Başkanı Deniz Baykal Batı Trakya’ya Gümülcine’ye gitmişti. Rumlar Deniz Baykal’ı neredeyse dövüyorlardı. Üzerine saldırdılar, Batı Trakya Türkleri korumasaydı, belki de Deniz Baykal’ı linç edeceklerdi; çünkü Yunan devleti Deniz Baykal’ı koruyamamıştı.

Şimdi bu adam, her gün burada, kimsenin gıkı çıkmıyor. Ben halkın tepki koymasından yana değilim; ama Türk Devleti, bu adama bir kere olsun “Yahu arkadaş, sen bu kadar sık burada ne arıyorsun?” diye bir soru sormuş mudur; gerçekten çok merak ediyorum. Ben sormadığından eminim ki, bu adam bu kadar sık Türkiye’ye gelip gidiyor. Bunu “seyahat özgürlüğü var” maskesinin altına saklamaya kimse cüret etmesin. Adam resmi görevli ve büyük zamanını Türkiye’de geçiriyor. İnanılmaz; ama gerçek!

Gelelim Papaz Efendi’ye... Acaba bu adam kendini bildi bileli kaç kütüphane açılışına gitmiştir? Ya da kaç tane din dışı faaliyet içinde bulunmuştur? Bu kadar yıldır Türkiye’de yaşıyor, niçin bir kütüphane, bir park, bir tiyatro gibi açılışı yapılan yerlerin açılışına hiç gitmemiş de, Ayvalık’taki küçük bir kütüphanenin açılışına gelmiş? Bu adamın ne işi var Ayvalık’ta, Bergama’da, İzmir’de? Ya Rahmi Koç’a ve Muhtar Kent’e ne oluyor da, bu adamı Ayvalık’taki kütüphanenin açılışına davet ediyorlar?

Bakın neler oluyor?


Ayvalık’ın Yunan için önemi


Ayvalık Yunan emperyalizminin Türkiye toprakları içerisindeki ileri ucudur. İlk Yunan özerkliği burada sağlanmıştır. Mübadeleye kadar (1924) Ayvalık Rumların nüfus çoğunluğuna sahip oldukları bir bölgeydi. 1821 Yunan isyanını Türk toprakları içerisinde olmasına rağmen destekleyen, 1897 Türk-Yunan savaşına gönüllü asker gönderen Ayvalık Rumları, Ayvalık’ta din adamı yetiştiren akademi (yüksek okul) bile açmışlardı.

(Bu okul Ayvalık’ın en yüksek tepesinde, şehri kuş bakışı gören bir tepedeydi. Önceki Belediye Başkanı Ahmet Tüfekçi, bu tepede harabeleri kalan okulun yerinde “Türk Silahlı Kuvvetleri Şehit, Gazi Dul ve Yetimleri için bir rehabiltasyon ve dinlenme merkezi” kurarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne armağan etmiştir.)

Ayvalık’ta irili-ufaklı otuz iki kilise vardı. Yunanistan’ın bile din adamları burada yetişirdi. Kurtuluş Savaşımız sırasında da Yunanlılara en büyük destek buradaki Rumlardan gelmişti. Yani Ayvalık Yunan yayılmacılığının Türkiye’deki merkezi konumunda olan bir yerdi. Mübadele ile, burası Rumlardan temizlendi ve adalardan getirilen Türkler buraya iskân edildi.

O günden bugüne, Ayvalık üzerindeki emelleri bir türlü sona ermeyen Yunanlılar ya da Rumlar, Ayvalık ileri karakolunu tekrar kurmak için, içeriden buldukları adamlarla faaliyetlerini bütün güçleriyle sürdürmektedirler. Avrupa Birliği masalı ile refleksleri yok edilen Türkiye’de uygun ortamı bulduklarına inandıkları için emellerine ulaşacak yolların hapsini denemektedirler. Bu, çalışmalar, ticaret, turizm, dinlerarası diyalog, festival kültürü, tarihi mirasa sahip çıkmak adı altında kilise restorasyonu ve misyonerlik olarak açık bir şekilde yapılmaktadır. Ayvalık’ta yapılan iş de bunlar arasında düşünülmelidir.


Tarihi eserlere bu kadar saygılı olsalar 500 yıllık Türk eserlerini korurlardı


Bu zevatı Ayvalık’ta toplayan, ne tarihi eserlere sahip çıkma duygusu, ne dinler arası kardeşlik masalı, ne de kültür değerlerini koruma içgüdüsüdür. Eğer bunlar böyle duyguların sahibi olsalardı, Atina dahil, bugünkü Yunanistan’ın bütün şehirlerinde, Rodos’ta, Girit’te, Midilli’de, Sisam’da en az beş-altı yüz yıllık Türk tarihi eserlerini de korurlar, onlara da buradaki kiliselere gösterdikleri özen kadar özen gösterirlerdi. Yani bu zevatı oraya toplayan medeniyet, kültür, tarih kaygısı değildir. Onları oraya toplayan duygu, Ayvalık’ı eskiden olduğu gibi Yunan yayılmacılığının, Yunan emperyalizminin ileri karakolu haline getirme isteğidir. Pavlos oraya boşuna gelmez, Bartholomeos oraya boşuna gelmez. Onlara ne Türkiye’nin Ayvalık gibi küçük bir yerde açtığı kütüphaneden!

Sen, Türk tarihi eserlerini yerle bir edeceksin, bir belirti, bir iz bile bırakmayacaksın, UNESCO adına ülkene gelip tarihi eser araştırması yapmak isteyen bilim adamlarına bile izin vermeyeceksin! Sonra AB dayatmalarına dayanarak Türkiye genelindeki bütün eski kiliseleri, ama sadece kiliseleri restore ettirmesi için Türk hükümetine baskı yaptıracaksın. Niyet açık, tutulan yol belli; ama buna rağmen hükümetimize ve bazı Galata bankerlerine bu işi kolaylıkla yaptırabilmektedirler. Uluslararası ilişkilerde mütagabiliyet (karşılıklılık) ilkesi vardır. Bir devlet, başka bir devlette bir iş yapmak isterse, aynı işi öbür devletin de yapmasına izin verir. Mesela, Yunanistan Türkiye’deki kiliseleri restore etmek isterse, Yunanistan’daki camilerin de Türkiye tarafından restore edilmesine izin vermek zorundadır. Eğer izin vermezse, sen de izin vermeyebilirsin; ama bu kural bizim hükümetimiz tarafından işletilmez. Yunanistan eski Türk eserlerinin değil restorasyonuna, envaterinin çıkarılmasına bile izin vermediği halde, bizim hükümetimiz, Yunanistan’a Türkiye’nin her yerindeki kiliselerin restorasyonuna izin vermiştir. İzinden de öte, bazı kiliselerin, (mesela Van’daki Akdamar adasındaki kilisenin gibi) restorasyonunu da kendi üstlenir. Bu kadarına da pes doğrusu dedirtir.


Ayvalık’a sahip çıkacak yok mu!


Dönelim Ayvalık’a… Ayvalık el birliği ile elden gidiyor… Ayvalık’ı koruyacak bir kurum şu anda yok. Hükümet bunlarla birlikte, (kütüphane açılışına Kaymakam ve Belediye Başkanı da katıldılar) yerel yönetim bunlarla birlikte, sivil toplum kuruluşları bunlarla birlikte… Bu yüzden Ayvalık göz göre göre elden gidiyor. Tarihi ile, doğası ile, denizi ile Ayvalık elden gidiyor. Tarihi Rumlaştırıyorlar, az bir zaman sonra da doğayı AB’leştirecekler… Cennetten bir parça olan koylar, Patrica kıyıları kapanın elinde kaldı. Büyük sermaye sahipleri, Galata bankerleri, bu bölgeler tabiat parkı olmasına rağmen binlerce dönüm arazi kapattılar. Çok yakın bir gelecekte o araziler imara açılacak ve güzelim doğa beton yığınlarına kurban edilecek. Para babalarının, tabiat parkı ilan edilmiş bölgenin tabiat parkı statüsünün kaldırılması için Bakanlar Kurulu’na başvurdukları duyumunu aldık. Onlar ister de hükümet vermez mi hiç? Elbette verecek ve güzelim koyların, Patrica sahilinin yok oluşuna hep beraber tanık olacağız. Elbette, bizim gibi birkaç cılız ses çıkacak; ama onlar da çabucak susturulacak. Beton yığınlarından arta kalanlarla denizimiz de bitecek ve beş, on yıla kalmaz, Ayvalık elden gitmiş olacak. Patronların kapattığı alanlarda devasa oteller ve yabancılara satılacak evler villalar yapılacak. Bizler belki de Ayvalık’a giremeyeceğiz bile…

Ben buradan şimdi, bütün vatanseverleri, bütün tarihseverleri, bütün doğaseverleri, bütün Ayvalık’ı sevenleri göreve davet ediyorum. Gelin el ele verelim ve bu oyunu bozalım. Bu topraklar bizim, bu tarih bizim, bu doğa bizim, bu deniz bizim... Onların burada, bizim kadar emeği ve hakkı yoktur. Haklarımızı savunalım, doğamızı, tarihimizi, denizimizi, ülkemizi hep beraber koruyalım. İş işten geçtikten sonra, bağırmanın, ağlamanın hiçbir yararı olmayacaktır!

12:26 - 22/2/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Masonların Karanlık Planları Belgelendi

Kategori: Karanlik Gundem

Masonların Karanlık Planları Belgelendi



Ergenekon savcıları, Doç. Dr. Ümit Sayın'ın 1997'de Amerika'da iken yazdığı bir mektubu masonların Türk Silahlı Kuvvetleri'ne sızmasına delil olarak gösterdi.



Masonluğun "Üstad"lık makamında bulunduğu ve masonik faaliyetlerini yürütebilmek için Demokrasiyi, laikliği ve Atatürkçülüğü maske olarak kullandığı ortaya çıkan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Sayın'ın bir mektubu daha çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor.

Ergenekon savcıları Sayın'ın 1995 ile 2001 yılları arasında Amerika'da Wisconsin Üniversitesi Nöroloji Bölümünde bilimsel araştırma yaptığı sırada yazdığı mektupları delil olarak Ergenekon iddianamesine koydu. Ümit Sayın, GATA'da çalışan, mason olduğunu iddia ettiği Prof. Dr. İ. Tayfun Uzbay'a gönderdiği mektupta başarılarından dolayı tebrik etti. Sayın, Ergenekon sanığı Adnan Akfırat'la Messenger yazışmasında GATA'da çok masonun olduğunu ileri sürmüştü.

BİZANS ENTRİKALARI

Soruşturmayı yürüten savcılar, 339. delil klasörünün 443'üncü sayfasındaki mektubu Masonların TSK'ya sızmasına delil olarak kabul değerlendirdi. Belgenin başına not düşen savcılık, şu ifadelere yer verdi: "Aşağıdaki masonik içerikli mektup, Ümit Sayın tarafından GATA'dana Tayfun Uzbay'a yazılmıştır ve masonların ordumuza nasıl sızdıkların göstermektedir." Mektubunda Türk akademisini tembelliğin ve verimsizliğin hakim olduğu ve Bizans entrikalarına benzeten Sayın, ileri sürdüğü gibi bir ortamda Uzbay'ın GATA'da başarılı çalışmalara imza atmasını takdire şayan buldu.

KOYUNCUOĞLU'NA KIYAK

Uzbay'a İstanbul'un bilim konusundaki ciddiyetinden şüphelendiğine dikkat çeken Sayın, 1195'te İstanbul Tıp Fakültesi Deneysel Tıp Araştırma Merkezi'nin (DETAM) müdürlüğüne Prof. Dr. Hikmet Koyuncuoğlu'nu kendilerinin getirdiğini belirtiyor. Sayın mektubunun sonunda Amerika'da Kemalist, laik ve demokratlar olarak örgütlendikleri bilisini veriyor.

MESSENGER’DAN MASON YAZIŞMASI

Ümit Sayın ile Adnan Akfırat'ın GATA'daki Masonlar üzerine 18.02.2001’de Messenger’dan yaptıkları yazışma şöyle:

(Ümit Sayın) xyz says: Çetin Yetkin ve Işıklı mason, locaları Türkiye'de çok gerekli

Adnan sys: Rumeliler grubu konusunda bilgin var mı?

Xyz sys: İsimler var ama bunları konuşmamak lazım (...)

Xyz says: Ertaç Tinar'ı mahfilde Yalım Erez'le kol kola dernekte gördüm

Xyz says: Yani tüm iş dünyasının kilit noktaları

Adnan says: Ali Şen, Çevik Bir, İzzettin Doğan ekibi için Rumeliler deniyor?

Xyz says: Çevik Bir mason

Adnan says: Hangi locada

Xyz says: Bazılarını ABD'deki locaya kaydediyorlar

Xyz says: Ömer Şarlak, mason, eski GATA komutanı

Xyz says: Tüm basın elimizde ama Kıvrıkoğlu GATA'daki bazı kardeşlerimize zarar verdi

Adnan says: GATA'da tanıdığın var mı senin

Xyz says: Elbette GATA'daki masonların çoğunu biliyorum. Ananı ve babanı gözden çıkaracak kadar davamıza sahip olduğunda iç grubumuza girebiliyorsun, çekirdek grup çok gizlidir. Doğu Bey de çekirdekte, o iyi bilir

Adnan says: Bana bile bugüne kadar hiç belli etmedi.

12:23 - 22/2/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Tsk'yı Hangi Çizgi Temsil Ediyor?

Kategori: Karanlik Gundem

Tsk'yı Hangi Çizgi Temsil Ediyor?



Sayın Ertuğrul Özkök'ün gazetecilik becerisi yeni açılımlar sağladı. İki emekli Orgeneralin tartışmasını kastettiğimi anlamışsınızdır. Sayın Hilmi Özkök ve Sayın İlhami Erdil.

TSK'da iki geleneksel çizgi vardır. Birincisi Büyük Atatürk'ün 15 yıl Genelkurmay Başkanlığını yapmış Fevzi Çakmak çizgisi. Meşruiyetçidir, itaat sırrı ile hareket eder. Halkın değerlerine saygılıdır. Siyasete karışmaz. 

Tasavvuf ehli olan Fevzi Paşa geldiğinde Atatürk ayağa kalkarmış. Fevzi Paşa da onun içkisine hiç karışmamıştır. Bu çizgi Silahlı Kuvvetlerdeki Çanakkale ruhunu temsil ediyor. Günümüzde bu çizgiyi Hilmi Özkök Paşa temsil etmişti. 

İkinci geleneksel çizgi İsmet İnönü'nün temsil ettiği çizgidir. Atatürk'ün son yıllarında İsmet İnönü'ye karşı çıktığını, başbakanlıktan uzaklaştırıldığını, Atatürk'ün vefatından sonra Fevzi Paşa'nın saflığı nedeniyle ve İsmet İnönü'nün de  meclis çoğunluğunu ele geçirmesiyle Milli Şef olduğu bilinmektedir. 

Bu çizgi baskıcı, eleştiriden rahatsız olan halkı küçük gören, orduevinden çıkmayan, çoğulculuktan nefret eden, kendisine benzemeyeni tehdit olarak algılayan, statükocu değişimden korkan bir karekter gösterir. 

Hatta İsmet İnönü Atatürk'ün içki sofrasına karışırdı ve verdiği kararları içki sofrasında verdiği için itiraz ederdi. Atatürk'ün bile içtiği içkiye karışan bu düşünce yapısı şimdi içkiyi laikliğin sembolü yaparak istismar etmektedir. Hüseyin Kıvrıkoğlu ve İlhami Erdil bu zihniyetin son uzantısıdır. 

Siyaseti seven askercilik, siyasi kulis yapma ve darbecilik, kim ne derse desin bin yıl sürmeyecek çünkü bitmiştir. Bu zihniyet darbeyi ve hukuksuzluğu hep bir seçenek olarak düşünmüştür. 

27 Mayıs ruhu denilen bu ruhu taşıyan generaller askeri ihaleleri çok severler, haram yemek gibi bir kaygıları yoktur. Zenginlerin masasında sık sık gördüğümüz emekli generallere dikkat edelim. Bu generaller servet beyanlarını göğsünü gere gere veremezler. Cezaevinde bile olsalar devlet ihaleleri ile zenginleşmiş iş adamları tarafından ziyaret edilirler. Bir futbol maçında askeri ihalelerdeki yolsuzluk nedeniyle mahkum olan bir müteahhit ile E.Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın 'Çak' yaptığını Sabah gazetesinden Ergun Babahan yazdı. 

İlginç kirli ilşikilerden rahatsız olmayan bu anlayış darbecidir. Bu kişiler ordu içinde kendine çalışan tipler olarak bilinir. İlkeli, dürüst olmayan 'Komutancı' olarak bilinen tipleri zaten mevcut terfi sistemi de desteklemektedir. 

Atamalarda çoğu zaman kolay yerlere atanırlar. Kadro tasfiyesini çok yaparlar. 27 Mayıs sonrası ordu içinde gücü elinde bulundurdular. En son 28 Şubat'ta irtica bahanesi ile ciddi bir kadrolaşma içine girdiler. Bu ruha 27 Mayıs ruhu  diyebilirsiniz. Atatürkçülüğün arkasına sığınıp Tek Particilik yaparlar. Demokrasi ile alay ederler, demokrasiyi halk popülizmi olarak tanımlarlar. 

Ergenekon konusunda sessiz kalma bu çizginin tercihidir. Kaç gündür Bugün gazetesi Zeli kampında yaşanan skandalı anlatıyor. Bu skandala göre TSK'nın içerisinde bir damar terör'ün kontrollü bir şekilde sürmesini istemişti. Bu iddia çok ciddi bir iddiadır. Maalesef  TSK içindeki darbeci 27 Mayıs ruhu terörün devam etmesini istiyor. 

Kıvrıkoğlu'nun Hilmi Paşaya yaptığı 'Oğlum Hilmi'ye şarap getir' cümleleri ile belirgenleşen mahalle baskısı aslında TSK içindeki bir grubun kadrolaşma ve tasfiye için kullandığı bir yöntemdir. Albay rütbesine kadar kullanıldığını çok görüyorduk ama Orgeneral düzeyinde de var olması çok utandırıcı bir davranıştır. 'İçki içersen severim içki içmiyorsan benim için şüphelisin.' Ne kadar gerici bir yöntem, ilkel bir baskı örneği. 

Hatta GATA'dan emekli Albay Prof. Dr. Mustafa Kahramanyol hocamızın bir hatırasını duymuştum. Yanılıyorsam düzeltirim. Belçika'da NATO görevinde kokteylde General Çevik Bir, Tabip Binbaşı Kahramanyol'a içki içmesi konusunda ısrar ediyor. Binbaşı Kahramanyol tarihi bir cevap veriyor. "Ben bu yaşa gelmişim, belli bir rütbeye ulaşmışım ne içip içmeyeceğime ben karar veririm, lütfen ısrar etmeyiniz."  Sayın Çevik Bir'in ikinci Başkan iken Kahramanyol hocamızın YAŞ kararı ile emekli edilmesinde bu hatıranın rolü olduğu bilinir. 

Hilmi Paşanın Mevlana'dan aktardığı '...bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım, adam mı diye...' sözünü görevdeki bazı generallere söylememesini dilerim. Yoksa kendisini orduevine almazlar, alırlarsa da yalnız bırakırlar. 

Emekli generallerin mahalle baskısı üzerinde araştırma yapabilecek yiğit araştırmacılar olacak mı acaba? O günleri görebilecek miyiz? Orduevleri fildişi kulelerine Açık Toplum Enstitüsü girip bir araştırma yapsın. 

Sayın Prof. Binnaz Toprak'ın yüreği varsa bu sosyolojik hazineleri keşfe cesaret eder. Gerçi son istatistiği istatistikçiler için geçerli 'İstatistik bikini gibidir, görülmesi gerekeni gösterir, görülmesi gerekmiyeni başarı ile gizler' kuralına çok uyuyordu. Sayın Toprak 401 kişiden hareketle bütün Anadolu'yu faşist olarak gösterebildi.

Bu mahalle baskısı konusu Çorum hamuru gibidir çok su götürür.

12:19 - 22/2/2009 - yorum {yok} - yorum yaz


Sonraki Sayfa
Hakkımda
Allah'ın Zatından Başka Her Şey Yok Olucudur
Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Kategoriler
Son Yazılar
- Kutsal Günler ve Geceler
- Arefe ve Terviye Günü
- Bayram Günleri
- Cuma Günü & Cuma Namazı
- Aşure Günü ve Gecesi

Risale-i Nur Külliyatında Arama ve Araştırma

www.baktube.tr.gg











İnternet Haberleri

Sesli Sözlük
Kelime:

-------DUYURULAR-------

---- Lütfen ilgili mesajlarınız için cbox sohbet kutusuna yazabilirsiniz.
---- Yapılan her türlü ahlak dışı yorumlar silinecektir.
---- Bazı genel kategoriler hala yapım aşamasında.
---- İlginiz için teşekkürler. -------DUYURULAR-------

www.baktube.tr.gg
www.baktube.tr.gg
Adınızı Arayalım: